Sitemizde yer alan bilgiler, yazarlarımızın yaşadıkları üzerine yaptıkları araştırmaların sonuçlarıdır. Ancak diyabetikkedi.com sitesi, çalışmaların içerdiği bilgilerin tüm hastalara uygulanabilirliği konusunda hukuki bir güvence vermez.
Sitemizde yayımlanan makaleler, bilgi amaçlı olarak kaleme alınmış olup, mutlaka veterinerlerimiz ile birlikte uygulanmak üzere hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin, veterinerleri ile görüşmeden, makalelerin içindeki bilgileri kendi başlarına uygulamamaları gerekir.
Çalışmaların telif hakkı, tamamen yazarlarına aittir. Eserler, sahiplerinin izni olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz, kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
Gece, Edward
Ormanı’nı hakimiyeti altına almışken, sessizlik bir türlü hakim
olamıyordu.
Orman için gece, gündüze dönüşmüştü. Ormanın derinliklerinden gelen acı
dolu
feryatlara kayıtsız kalamayan kırmızı kısa saçlı Lameta,
üstüne giydiği oduncu gömleği ile birlikte karanlığa
karıştı. Arkasından gelen, beyaz üzerine siyah lekelerle süslenmiş
tüyleriyle
korkak olduğu kadar da yaşlı olan Mahzun,
annesini takip ediyordu. Ara sıra, minik pembe patisini diken gibi
diliyle
yalamak için mola veriyordu.
3 bacaklı Cindy artık yeni
yuvasında:) Çok güzel bir ekip çalışması ile kızımızı yeni yuvasına
kavuşturabildik.
Cindy'i bacağı parçalanmış halde bulup, veterinere yetiştiren Tuğba'ma.
Tedavisi esnasında ve sonrasında sürekli destek olan, onu hiç yanlız bırakmayan
ve yeni sahibi ile tanışmasını sağlayan sevgili İnci Birinci'ye. Ankara-İstanbul
yolculuğunun organizasyonunda bize destek olan sevgili Asuman Şimşek'e. Ve
İstanbuldan İzmite, yeni sahibine ulaşım konusunda bütün işini gücünü bırakıp
yollara düşen canım arkadaşım Elif Sarper'e. Çok çok teşekkür ediyorum..
Cindy bundan sonraki hayatında çok mutlu olacak inşallah :) Aysın Baltacan
Ben bugün ablamdan aldığım
haberle çok üzüldüm ve üzüntümü siz hayvansever ailemizle paylaşmak
istedim. Kediden korkuyu anlayabiliyorum (olabilir küçükken belki “ısırır”
gibi korkutmalar, insanların bilinçaltında bir yerlerde korku olarak kalmış
olabilir). Ancak insanların kedilerden neden nefret ettiklerini hiç
anlayamıyorum.
Uzun Zamandır Ailesini Bekleyen Ciguli'nin Mutlu Sonu
Yazan Esra LİCELİ
04 09 2009
''CIGULI''nin hikayesini hepiniz az çok biliyorsunuzdur...
12 Haziran 2009 tarihi akşamı
barınak dönüşü, ekibin yaralı ihbarı ile aldığı Ciguli'yi kliniğe getirmiştim. Yapılan tetkik ve incelemelerde
omurilik zarının yırtık olduğu anlaşılmış ve pek umutsuz bir vakaydı... Bir
operasyon da geçirdi ancak arka ayaklarına basmıyordu. Arka kısmında, kuyruğunda
yaralar da oluşmuştu.
Dumişimizi bu sene kedi pansiyonuna bırakmaya gönlümüz el
vermedi. Yolculuktan da memnun olmayan Dumişimiz için, maalesef bakacak kimsenin olmayışı nedeniyle; bolca mamasını ve bir kova su hazırlayıp, evimizde girip çıktığı
ufak bir cama güvenerek, evde yalnız bıraktık. Ama 1 hafta sonra döndüğümüzde
ya bulamazsak diye hepimiz çok üzülüyorduk.
Bu minnacık, 1,5-2 aylık beşizleri anneleri kazan dairesine taşımış. Kapıcı görünce, atmak istedi, can havliyle elinden aldım. Anneme bıraktım ama ev artık çok doldu. Lütfen anneme destek olur musunuz? Bu kucak delilerinin kendi aileleri ve sıcacık yuvaları olsun.
Bu e-posta adresi spam botlar tarafından korunmaktadır, Görüntülemek için JavaScript açık olmalı.
Şahsene hanım tel : 0535 662 38 82
Uzun
zamandan beri Dumiş’in yaramazlığını
yazacağım ama bir türlü fırsat bulup da yazamadım. Dumişimiz 2 yaşında ve
ailemize katılışı, tamamen bu siteye tesadüf sonucu üye olmamızdır. Sizlere
sonsuz teşekkürler...
Akşam 19:30 civarında
Cevahir’den Mecidiyeköy ışıklarına doğru yürürken, bankaların çiçeklikleri
arasında yatan bir yavru kediye rastladık annemle. Ben “uyuyor, ellemeyelim, mama
koyalım” dedim. Sonra çok tuhaf geldi bu kadar tepkisiz yatması ve
annem elledi yavrucağı. Ellememizle bağırması bir oldu. Canı çok yanıyordu ve
elletmiyordu.
8 Ağustos 2009'da bizim sitenin girişindeki çöp kutusunun yanında,
ölmek üzere olan beyaz bir İran veya Van kedisi buldum. Sahibi arka bacağında bir
kanül ile bir mutfak bezine sarıp çöp gibi atmış. Önce oyuncak mıdır diye baktım
ama kımıldıyor ve inliyordu. Hemen eve götürüp taşıma kutusuna koydum ve evimize
en yakın veterinere yetiştirdim.
Bu sabah çok talihsiz bir
olay yaşadım. Her sabah olduğu gibi işe gitmek üzere otobüs durağında beklerken
otobüsün gelmesine daha zaman olduğu için kitap okuyordum. Yan tarafımda
bir hareket hissedince, gayri ihtiyari oraya baktım. Tahmini 4-5 aylık siyah-beyaz
çok sevimli bir kedicik bana bakıyordu. Onu ürkütmemeye çalışarak, yavaşça
kitabımı kapattım. Yanımda ona verebileceğim yiyecek hiçbirşey yoktu. Ona baktığımı
fark edince, geriye doğru birkaç adım attı. İnsanlara alışık olmadığını ve
korktuğunu anlayınca, hiç kıpırdamamaya karar verdim. Bir süre bakıştık ve o
geri dönüp benden uzaklaşmaya başladı. Ben de kitabıma geri döndüm.
Bu yazı, bugün bir üyemiz tarafından gönderildi. Daha önce de internette dolaşmıştı ve o zaman da önce boğazım düğüm düğüm olmuş, ama daha fazla tutamamıştım kendimi. Bugün daha fazla etkilendim, çünkü artık barınaktayım ve terkedilen ev hayvanlarını daha yakından görüyorum. Her defasında sanki kalbimi bir el sıkıyor, sıkıyor, atamayacak hale geliyor. Nasıl yapıyorlar bunu anlayamıyorum. Astım krizleri geçirdiğimde doktorum, "evdeki 4 kedimin gitmesi gerektiğini, yoksa öleceğimi" söylediğinde, çok şaşırmış, "ama onlar benim çocuklarım, evde maskeyle yaşarım, yine de veremem"demiştim. İki ayakli çocuğumu böyle bir durumda terkedebilirmiyim? Onlar da benim ellerimde büyüdüler. Birlikte acı çektik, zor günler geçirdik, mutlu olduk. Yapmadım, yapmayı düşünmedim bile. Hala birlikteyiz ve ben de ölmedim. Peki barınağa terkedilenler? İşte onlardan birinin ağzından neler hissettiği.
Size
hiç onunla ilgili sahiplendirme maili atmadım. Çünkü o doğuştan şanssız
olanlardandı.Onu,
annesi ve erkek kardeşiyle birlikte, yağmurlu bir günde bizim köy yoluna
atılmış bulduğumuzda henüz birkaç aylıktı. Açlıktan bir deri bir kemik
kalmışlardı. Tüyleri yoluk, pislik içinde ve çamura batmışlardı. Cins
köpeklerin bile evden atıldığı ülkemiz beğenisine göre, her iki yavru da çok çirkindi.
Bir insan yavrusu olsaydım dedim hep kendime, hayır, bunu asla insanları
kıskandığım için söylemiyorum. Sadece insan yavruları daha az terk ediliyorlar.
Beni önce annem terk etti. Doğaldı, çünkü ben Efe isimli bir kediyim. Annem 4 kardeşimle koynunda geçirdiğimiz 3
ayın ardından bizleri kendinden uzaklaştırdı. Oyunlarımız, birbirimizi ezerek
annemizi emme çabalarımız esnasında hep güvendeydik.
Arkadaşlar Merhaba,
Yeni evine gittikten sonraki ilk resimleri
geldi Tonkut oğlumun. İnanılmaz değismiş, çoooook mutlu görünüyor,
kilo almış, neşeli, çimlerde yuvarlanıyor, oyuncağıyla oynuyor.. O
kadar mutluyum ki anlatamam...
Sizlere de paylaşmak istedim, yeni halini görmeyi bekleyen arkadaslarımız vardı.
Nasılsın?
Sen buralardan gideli 2 ay olacak.. Yeni evinde mutlu musun? Seni alıp götüren
kadın, iyi biri.. Eminim güvendesindir.. İçimden sana yazmak geldi, son
zamanlarda hayatımda baya bi değişiklik oldu..
Resimlerini görmüş olduğunuz ve yaklaşık 1 ay önce Mersin'den Ankara'ya getirilen köpeğin durumunu çoğunuz biliyorsunuz. Köpeği oralarda kaderine terk etmeyerek, bir umut olur düşüncesiyle Ankara'ya getiren arkadaşlarım, Aylin Cumalı vasıtasıyla Çankaya Terapi Vet. hastanesine götürüp, Prof. Ömer Beşaltı tarafından muayene edilip film çekilmiştir.
Bugün sizlere, yeni bir yazarımızı tanıtmak istiyorum. Sular seller gibi duygu yüklü. Ama kedi sevgisi ile dolup taşan, genç bir kalem. Annesinin yolunda, fakat çok kısa sürede onu geride bırakacak kızımız: İlay Baydili!!!
*****(Bu öyküler, Hakan'ın hayal mahsülü olup, Temmuz 2007 Türkçe çalışması kapsamında hazırladığı kedisi ile ilgili fantezileridir).
Gemici Tarçın
Tarçın, bizim evin dört kedisinden biri olup; diğer kedilerden farklı bir kedidir. Tarçın, şeker hastası ve obezdir. Siz şişman olduğuna bakmayın, kapıları bile açar.
Bir gün onu tekneye götürdüğümüzde...
Tarçın'ı ben kangurunda taşıdım. Tarçın ilk gün etrafı araştırıp, ne var ne yok diye baktı. Tuvaleti çok gelen Tarçın, teknede dört dönüp, alaturka tuvaleti aradı. Ararken de, yüksek sesle bağırıyordu. Neyse, gece annem kum aldı da, Tarçın rahat etti. Sabah 06:30 sularında, Tarçın yine bizi çalar saat gibi kaldırdı. Biz de biraz yelken yapalım dedik ve marinadan yola çıktık. Tekne her yattığında, Tarçın korkup bağırıyordu. Hava durulunca, Tarçın dışarı çıktı ve teknenin burnuna doğru gitti. Ama giderken bir rüzgar çıktı, Tarçın kayıp suya düştü. Ben de hemen ardından atladım. Ama Tarçın ağır olduğundan, benim sutopçuların yaptığı makas hereketim de yetmiyordu. Neyse ben zar zor Tarçın'ı bota çıkarmayı başardım. Ama Tarçın nasıl bağırıyordu!!!
O gün Tarçın hiç dışarı çıkmadı. Sabah 05:30 sularında, suya sanki bir kaya atılmış gibi bir sesle uyandık. Yine Tarçın suya düşmüştü. Neyse yine kurtardık ve ne olduğunu sonra anladık. Meğer Tarçın dışarıdan sesler duymuş ve koşmuş. Tekneye konan bir kuş, Tarçın'ı görünce kaçmış ama Tarçın onun peşinden gitmek için tekneden atlamış.
Neyse sonunda sağ salim eve vardık. Sonuç olarak, çok eğlenceli bir tatil geçirdik.