Kedilerde Diyabetle İlgili Genel Bilgiler

Kedilerde Diyabet/Şeker Hastalığı*

Şeker hastalığı‘nın (diabetes mellitus/şekerli diyabet), diğer adıyla diyabetin, kedi ve köpeklerde de yaygın olarak görülen bir şeklidir. Temel olarak, kandaki şeker (glukoz) düzeyinin dengesini sağlayan insulin hormonunun yetersizliğinden kaynaklanır.

Tip-1 ve Tip-2 olarak adlandırılan iki türü bulunan diyabette, kedilerde daha sık rastlanılan ve tedavi sonrasında insulin bağımlılığının ortadan kalkma olasılığı da olan Tip-2 diyabet, pankreas tarafından salgılanan insulin hormonunun, çeşitli nedenlerle yetersiz kalması veya vücut hücrelerinin direnç geliştirmesi sonucu, kandaki şeker oranını ayarlayamamasına bağlı olarak ortaya çıkar. Ancak unutulmaması gereken en önemli konu, diyabetin tedavi edilebilen bir hastalık olduğudur. Bu nedenle, sitemizde diyabetle ilgili olarak verilen tüm bilgilerin çok dikkatle takip edilmesini öneriyoruz.

Yine çeşitli başlıklar altında, diyabetin teşhis ve tedavi sürecinin rahat ve ekonomik bir şekilde sürdürülebilmesi için gerekli malzemeler de tanıtılmaktadır.

Konuyla ilgili başlıklar:

  1. Kandaki şeker ve insulin
  2. İnsulin direncinin nedeni
  3. Belirtiler ve sonuçları
  4. Dikkat edilmesi gereken konular

Kandaki şeker ve insulin

Alınan besinlerdeki karbonhidrat, midede parçalanarak şekere dönüşür ve kana karışır. Vücut aktiviteleri için gerekli olan enerjikandaki şeker oranı artar. Artan şeker oranının farkına varan pankreas, şeker oranını dengelemek için, insulin hormonunu salgılar. Bu, iki şekilde olur: birincisinde, gün boyunca pankreas, azar azar insulin salgılar (bazal insulin). İkincisi de, her besin alımından sonra , kanda yükselen şeker düzeyinin dengelenebilmesi için ayrıca salgılanan insulindir. İnsulin, şekerin enerjiye çevrilme işleminin başlaması için hücrelere sinyal gönderir. Ne kadar fazla besin alınırsa, o kadar insulin salgılanır. Kan şeker düzeyinin ani yükselmesini (hypoglycemia) ya da ani bir düşüşü (hypoglycemia) önlemek için, pankreas küçük miktarlarda insulin salgılar. Bir çeşit, hücrelere girecek olan şekere hücre kapısını açan anahtar olarak niteleyebileceğimiz insulin, kandaki fazla şekeri, enerji olarak kullanılmak üzere kas hücrelerine gönderir. Kullanım fazlası olan şeker, gerektiğinde kullanılmak üzere, karaciğer ve kaslarda depolanır. için, şeker kullanılır. Şekerin kan yoluyla vücutta dolaşarak, gerekli organlar tarafından alınabilmesi için,

Ancak, insulin yetersizliği nedeniyle, kandaki şeker oranı kontrolsüz bir şekilde artar . Bunun nedeni,

pankreasın bazı nedenlerle yeterince insulin üretememesi (Tip-1 Diyabet) ya da üretilen insulinin, kandaki şeker düzeyini düzenleyecek nitelikte olmamasıdır. Bu durum, hücrelerin insuline karşı bir direnç geliştirmeleri ve şekerin kandan hücrelere geçemeyarek, kanda aşırı miktarda artması sonucunu ortaya çıkarır (Tip-2 Diyabet). Her iki durumda da kanda şeker oranı artar. Çünkü vücut, şekeri işleyemez. Dışarıdan verilen insulin, pankreasın besin alımından sonra salgıladığı insulin gibi bir işleve sahiptir. Tip-1 diyabetli hastaların, sürekli insulin kullanması gerekir.

İnsulin direncinin nedeni

Bu direncin nedeni genetik faktörlere bağlı olabileceği gibi, yüksek tansiyona, obeziteye, ağız ve diş hastalıklarına ve kandaki yağ miktarının fazla olmasına da bağlı olabilir. Özellikle karın bölgesindeki fazla yağ miktarı, insuline karşı bir direnç geliştirir ya da insulinin etkisini azaltabilir.

Direnç nedeniyle, kandaki şeker miktarı normalin üzerine çıkar, ancak hücreler enerji için gereksinim duydukları şekeri alamadıklarından, vücut halsizleşir. Tedbir alınmadığında, hiperglisemi/hyperglycemia (kan şekerinin aşırı yükselmesi) başlar.

Belirtiler ve sonuçları

Aşırı yorgunluk, sık idrara çıkma, çok su içme, ağız kuruluğu, kilo kaybı, uyuşukluk, vücutta enfeksiyon, gözlerde ve böbreklerde sorunlar.

Yorgunluk, hücrelerin yeterli şekeri alamaması nedeniyle oluşur.

Aşırı idrar yapma (polyuria), en klasik belirtidir. Çünkü kandaki şeker düzeyinin aşırı artması (hiperglisemi) sonucu, hasta fazla şekeri idrar yoluyla atmaya çalışır (glucosurea). İdrarda şekerin birikmeye başlaması üzerine, böbrekler de fazla şekeri kandan atmak için aşırı çalışmaya başlar. Aşırı idrar yapma isteği (polyuria), aşırı su içme isteği (polydipsia) ile birlikte, özellikle geceleri görülür.

Daha fazla sıvının atılmaya çalışılması ise susuzluğa (polydipsia) ve ağız kuruluğuna neden olur.

Buna bağlı olarak, kronik böbrek sorunları yaşanabilir.

Bir başka olumsuz etki de, vücudun savaşacak gücünün kalmaması nedeniyle enfeksiyonların oluşmasıdır. Diyabetli hastalarda en çok görülen enfeksiyonlar, sistit ve mantar enfeksiyonlarıdır. Bunlara bağlı olarak, kapanmayan ya da özellikle ayaklarda oluşan yaralar sayılabilir.

Hastalığın ilk/erken dönemlerinde diyabetli kediler, hücerelerin besin alamaması nedeniyle iştahları arttığından, önce kilo alırlar ancak insülin düzeyinin inip çıkması nedeniyle vücut şekeri enerjiye çevirememeye başladığında, yemek yemelerine rağmen kilo kaybederler. Hastalığın tedavi edilmeden ilerlemesi sonucu, çeşitli metabolik düzensizlikler, kusma, iştahsızlık, güçsüzlük, su kaybı görülür. Tedbir alınmazsa, ileri vakalarda arka bacaklarda tutulum (neuropathy) görülür. Tedavi edilmeyen diyabet, ölüme kadar götürebilir.

Diyabet, pek çok kedide çeşitli nedenlere bağlı olarak görülebilmekle birlikte, ileri yaştaki ve obez ve erkek kedilerde görülme olasılığı daha fazladır. Bunun nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte kalıtım, obezite, pankreas hastalıkları, hormonal dengesizlikler ve başka bir hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçların (özellikle karaciğeri baskılayan), bu hastalığın oluşumunda rol oynadığı düşünülebilir.

Düzenli olarak tedavi edilen Tip-2 diyabetli kedilerin, belli bir süre sonra insuline ihtiyaç duymadan, diyetlerine dikkat edilerek, normal hayatlarını sürdürebildikleri de görülür (örneğin Tarçın).


Dikkat edilmesi gereken konular

  • Kedide yukarıdaki belirtilerden birkaçının görülmesi halinde, derhal kan tahlilleri yapılmalı, diğer

değerlerin yanısıra kan şekeri düzeyi, açlık ve tokluk olmak üzere, günün belirli saatlerinde kontrol edilmelidir.

  • Kusma nedeniyle süratle kilo kaybı meydana geleceğinden, beslenmesine özel olarak dikkat edilmeli, mutlaka zorla da olsa beslenmelidir.
  • Tedavi sırasında, veterinerle uyum içinde yapılan işbirliği çok önemlidir. Bu nedenle, kedi sahibi kadar, veteriner de görüş alışverişi ve işbirliğine açık olmalı, konuyla ilgili kaynaklara başvurmaktan çekinmemelidir.

(*Bu yazıda büyük ölçüde H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU’nun, http://www.tr.wikipedia.org/ da yazdığı maddeden yararlanılmıştır)

H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

“Diyabetik Kedi” site yöneticisi

Facebook Twitter YouTube 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*