Kedinizle Yolculuk Yapmak

Yeni biten yaz döneminin ardından kedilerimle yaşadığım yolculuk tecrübelerimi ve bazı kuralları yazmam, belki de yolculuğunu kedisiyle yapmak isteyenlere faydalı olabilir diye düşündüm. Gidilecek mesafenin uzunluğu da, tabii ki önemli farklılıklar yaratır. Bizim yolculuklarımız İstanbul-Bodrum arası. kafes

Sarı, tek kedimizken ve İstanbul’dan Bodrum’daki evimize arabamızla giderken onu, köpekler için yapılmış oldukça büyük bir kafesle götürürdüm. Uzun bir yolculuk olacağı için, kafesi büyük almıştım. Rahatça ayağa kalkıp dönebilir, gerinip yatabilir veya oturabilirdi. Altına yetişkinler için alt bezi olarak imal edilmiş, eczanelerde ve bazı büyük marketlerde satılan örtüyü sererdim. Herhangi bir kusma veya tuvalet yapma durumunda hemen bu örtüyü atıp bir yenisini sereceğimi düşünerek, yanıma 3-4 tane de yedek alırdım. Veterinerime danışıp, bir sakinleştirici ilaç adı ve dozu öğrenmiştim. Sabah yola çıkacağımız için, geceden yemek ve suyunu kaldırırdım. Bodrum’a varır varmaz kullanacağım kum, kum kabı, yemek kabı, vb… hazırlayıp yanıma alırdım ki, alışverişle süre uzamasın. Uzun süre aç ve susuz kalacağı için, ilk öğününü konserve vermek gerektiğini düşünerek, birkaç kutu da konserve mama alırdım. Sabah tuvaletini yapsın diye, aslında temiz olan kum kabını tekrar temizlerdim (temizlik sonrası, tuvaleti olsun olmasın Sarı bey mutlaka kaba girer, bu tüyo işime yaradı). Sabah tuvaletini yapınca ilacını verir ve tam teçhizat yola çıkardık.

Tüm bu çabalarıma ve önlemlerime rağmen, ilk yolculuk tam bir kabustu. Yol boyunca sürekli “maaaavvvuuuu” sesi eşliğinde yolculuk ettik. Onu rahatlatmak için, sakin bir ses tonu ve kafesin demirlerinden içeri soktuğum elimi kullansam da, hiç işe yaramadı. Mola yerlerinde sırt tasması takıp biraz yürüttüm ama nafile… Kafese girmeyi hiç sevmez, Sarı için kafes demek, veterinere gitmek demektir. Hal böyle olunca, bir süre sırt tasmasıyla kucakta taşıdım ama bağırmaya devam etti, yediğim tırmıklar da cabası. Bir anlık gafletle gaz pedallarının altına girebileceği veya açık camdan atlayabileceği için, bu işi uzatmadım. Neticede verdiğim ilacın etkisi ile sarhoş olan Sarı, yol boyu çeşitli nidalarla uluyarak bizi delirtti.

Bodrum’a varınca hemen su ve konserve verdim, kumunu hazırladım. Evi dolaşıp keşfini tamamlayınca yemek yedi ve uyudu. Neredeyse tam gün uyudu, sadece yemek, su ve tuvalet için kalktı. Bu beni epey üzdü ve dönüş için başka formüller araştırdım. Otobüs ve uçak firmalarıyla görüştüm. Sahibi yanında olmadan kediyi ancak kargoda taşıyacaklarını öğrenince, dönüş yolunda da Sarı’dan yine opera dinleyeceğimizi anladım.

Ertesi yıl aramıza Neko katıldı. Veterinere gidişlerimizde Neko ile birlikte tek kafeste olunca, Sarı’nın fazla bağırmadığını fark ettim. Neko zaten böyle şeyleri umursamaz, ben yanındaysam kıvrılıp yatar. O yıl iki kedimi tek büyük kafesle Bodrum’a götürdüm. Sarı bey ara sıra tenorluk yapsa da, yanında Neko olduğu için yolculuk daha rahat geçti.

Bu yıl arabayla dönmeyeceğimiz için, başka yollar aradım. Otobüs firmaları kedi-köpekleri asla otobüsün içine almıyor, bagajda taşıyor. İstanbul-Bodrum süresi 11-12 saat. Yani bu şekilde yolculuk yapmaları imkansızdı. Bazı küçük firmalar, kedinizi kafesiyle otobüsün içine alabiliyormuş ama yolculardan şikayet gelirse veya gürültü yaparlarsa, bagaja giriyorlarmış. Bu çok riskliydi. Otobüsü eledik, uçak yolculuğunu araştırmaya başladım.

Uçak yolcuğunun bazı genel kuralları olsa da firmadan firmaya çok farklı kurallar olduğunu gördüm. En az katı bulduğum firmayı seçip, uçuş bilgilerini okudum, çağrı merkezleriyle görüştüm ve deveye hendek atlatmaktan bile zor olan şartları yerine getirerek, kedilerimi uçakla taşıdım.

Bu şartlar neler mi? Öncelikle uçağın kargo kısımda değil de kabinde, sizinle birlikte uçabilmesi için bazı şartlar var. Bunlardan biri bile aksasa kedinizin kargoda uçacağını unutmamalısınız.

  1. Her uçuşta kabine en fazla 2 evcil hayvan alınacağı için ve kişi başı tek kediye izin verildiği için, biletinizi alırken bu konuları netleştirmelisiniz. Mutlaka kedinizi de biletinize yazdırmanız lazım. 2 kedi aynı kafeste kabul edilmiyor (anne-yavru hariç). Onun rezervasyonunu, siz biletinizi alırken mutlaka yaptırmalısınız çünkü eğer uçakta başka evcil hayvanlar varsa, önce rezervasyon yaptıranınki kabinde uçma hakkına sahip.
  1. Havayollarına göre değişse de ortalama 55x40x20 veya 45x35x23 cm. boyutlarında bir taşıma kutunuz olmalı. Ellerine metre alıp ölçmüyorlar ama göz kararı olarak bu boyutlara uyulmalı. Daha büyükler kabine alınmıyor.
  1. Kedinizin aşıları tam ve sağlık karnesi mutlaka yanınızda olmalı. Uçuştan önce karnenin fotokopisini alıyorlar.
  1. Kediniz kafesiyle birlikte 5-6 kiloyu geçmemeli. Daha ağır kediler uçağın içine alınmıyor.
  1. Kedinin genel durumu iyi değilse, saldırgan veya hastaysa, uçağa kabul edilmiyor.
  1. Kedinizin ağırlığı, fazla bagajınız olsun olmasın, fazla bagaj kabul edilip kilo başı ücretle çarpılarak sizden tahsil ediliyor.

Sanmayın ki bunlar tamamsa keyifli bir yolculuk sizi bekliyor. İlk engel olarak, arama yapılan güvenlikte sorun yaşayabiliyorsunuz. Bazıları kafesi X-Rayden çantalarınızla geçirirken, bazıları X-Ray zararlı olacağı için, kedinizi elle arıyorlar (kafese bakılıyor). O sırada kedinizin güvenlik görevlisini ısırıp tırmalaması, kafesten kaçması kuvvetle muhtemel. Neticede korkmuş bir hayvanla, tanımadığı bir yabancının teması söz konusu.

İkinci engel de, santimini ısrarla belirttikleri ve uymazsanız kargoya yollanacağıyla korkuttukları o kafesi koymak için, kabinde yer bulamayabiliyorsunuz. Maalesef kafes ayaklarınızın altına sığmıyor, çünkü koltuk aralıkları dar. En ön sıraya ancak erken rezervasyonla sahip olabileceğinizi bilmiyor ve kedi kafesinizi koridorda tutamayacağınızı da düşünemiyorsanız, sanmayın ki kucağınıza alacağınızın da bir garantisi var. Nedeni bazı uçak firmalarının koltuklarının, dolmuşlardan bile kısa mesafeli oluşu. Zaten güvenlik nedeniyle buna izin verilmiyor. Neticede tüm şartları yerine getirmiş ama kafes elinde kabinde kalakalmış bir halde olmamak için, en ön sıraya erken check-in yaptırarak, kedinizi ve kendinizi garantiye alın. Bazı uçaklarda en ön çıkış kapısı ise, bu şansınız da olmayabiliyor. En kötü ihtimalle hosteslerin yanında bir yere koyup uçuş bitince de size geri veriyorlar.

Ben Sarı’yı, oğlum da Neko’yu biletlerimize yazdırdık ve en ön sırayı erken rezervasyonla ayırtıp, sorunsuz bir şekilde yolculuk ettik. Hem kedilerim fazla etkilenmedi, hem de benim içim daha rahattı. Uçuş süresi 1 saat olsa da, alana geliş ve gidişi de düşünürsek 3-4 saatlik bir olay.

Darısı bu tür yolculukları planlayanların başına…

Yazan H.F.G.A, 14-09-2008 08:18
Eda Hn. sizinkilere gıpta ettim. Bizimkiler birlikte seyahate çıktıklarında, nöbetleşe bağırıyorlar. Vallahi şaka değil. Biri yorulunca, diğeri başlıyor. Bitmeyen senfoni.

 2 

Yazan kardem, 14-09-2008 21:08
Sayın Eda hanım; yazdığınız yazı aklımızda kalmasında fayda var tşkler…
Bizde bu sene ilk defa dumişle kendi arabamızda taşıma kabında yolculuk yaptık ancak biz acemi dumiş acemi hem onun hemde bizim gidişte hem dönüşte yolculuk tam bir kabus gibi geçti…
Ancak seneye inşallah daha bilinçli olarak… ondan da ayrılmayarak daha iyi bir yolculuk olacak..
Ayrıca şahsi fikrim taşıma kapları kapalı olması hayvanlarda çok büyük stress yaratıyor dönerken üst kapağını açarak birazda olsa senfonisini azaltmayı başarmıştık ama onun kötü olmasını engeleyemedik…

 3 

Yazan naciye leyla, 29-03-2010 21:31
seyahat anında kedime hangi sakinleştiriciyi verebilirim. aynı şekilde köpegime hangi saqkinleştiriciyi verebilirim.

 4 

Yazan H. F. G. A., 29-03-2010 21:30
Ben kedilerime Plegisil veriyorum (eczanede bulunur). Köpekler için de Sedapet diye yeni bir jel çıkmış. Çok etkili. Veterinerinizle görüşüp, ondan alabilirsiniz ikisini de.

Eda DAĞDEVİREN edadag@yahoo.com

edadag@yahoo.com

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*