Dıbış’ın Kısacık Yaşam Öyküsü

Dıbış ve kardeşleri, bizim arazide “beslediğimiz” bebeklerdi. Onların açık arazide yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdüremeyeceklerini görünce, sanal ortamda defalarca ilanlarını paylaşmış ve hayvanseverlerden yardım istemiştim. Ancak bir türlü güzel bir haber gelmemişti…

Dıbış ve kardeşleri, bizim arazide “beslediğimiz” bebeklerdi. Onların açık arazide yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdüremeyeceklerini görünce, sanal ortamda defalarca ilanlarını paylaşmış ve hayvanseverlerden yardım istemiştim. Ancak bir türlü güzel bir haber gelmemişti…

dibis01.jpg

dibis1.jpg

dibis5.jpg

dibis3.jpg

dibis4.jpg

Dıbış, kardeşler arasındaki en çirkin olanıydı. Ama bizim için hepsi tatlı, hepsi sevgi dolu canlardı. Bebekler yavaş yavaş büyüyorlardı ancak epey yabani olduklarından ele gelmiyor, sadece peşimizden koşup, mama kabından beslenmeye çalışıyorlardı. O kadar küçüktüler ki, boyları su kabına yetişmediği için kabın etrafına yükselti yapsın diye taşlar yerleştirmiştik.

Fakat bir süre sonra (Aralık başıydı sanırım), 3 kardeşi de aynı gün ortadan kayboluverdiler. Başlarına bir gelmiş olduğunu düşünüp, tüm araziyi adım adım taradık ama yoklardıFrown. Eğer yerlerini bilen birileri yakalayıp götürmediyse, muhtemelen köpek yakalama kafeslerinden birine girmiş ve sabaha kadar donmuşlardıCry. Bunu öğrenemedik.

O zamanlar henüz bir adı olmayan bu bebek ise tek başına kalmıştı. Kardeşlerine sarılıp kendisini ısıtamadığı için, kısa süre sonra hastalandığını farkettik. Gözleri çapaklıydı ve zayıflıyordu. Sosis içinde ilaç vererek tedavi etmeye çalışırken, Nisan ayına kadar ona bakabilecek bir hayvansever çıktı. Acilen yakalayıp, ilk bakımlarını yaptırıp götürmek üzere harekete geçtik.

Çok yabani olduğu için, ancak taşıma kabının içine doğru sıra sıra koyduğumuz mamaları yemek için çantaya başını uzatınca yakalayıp, kliniğe götürebilmiştik. Klinikteki muayene sonucunda, durumunun görünenden daha vahim olduğunu öğrendik. İleri derecede zatürree idi ve 2-3 hafta içinde de Distemper olup olmadığı anlaşılabilecektiFrown.

Adı Dıbış konulup, tedavilerine başlandı. İlk zamanlar çok fazla burnu akmasına rağmen, oldukça güzel yemek yiyordu. Ben de arazide alışık olduğu mamalardan pişirip, kliniğe götürüyordum. Böylece hem Dıbış, hem de çevresindeki kafeslerdekiler besleniyorduSmile.

Her gün ziyaretine gittiğim Dıbış, ilk günlerinin aksine artık kendisine dokunulmasına, hatta kucağıma almama bile ses çıkarmıyor, hoşlanıyor ve uzun zaman boyunca kucağımda uyukluyordu.

2. Haftanın sonunda kol ve başında seğirmeler görülüp, Distemper kesinleşmeye başladığından (20 Aralık), artık yemek yemediği ve yerinden kalkmadığı belirtilince, hiç düşünmeden alıp eve getirdim. Eşim ve oğlumun bundan hoşlanmayacaklarını bilmeme rağmen, izinlerini istedim. Onlar da ne kadar zor bir durumda olduğunu gördüklerinden, hiç itiraz etmediler, üstelik onu sık sık okşamaya ve sevmeye başladılar. Veterinerimizin de izniyle, klinikte yapılan tüm uygulamaları evde yapıyordum ve Dıbış bundan çok hoşlanıyordu.

Bu arada, Distemper’li köpeği olan hayvanseverlerle de irtibat kurmaya, onlardan deneyimlerini öğrenmeye başladım. Gülay, Ayşe ve Sibel Hanımlar, Selim Bey, Fulya Hn, hergün bilgi almaya ve tavsilerde bulunmaya başladılar. Evde yaptığımız tedaviler sırasında da Veteriner Timuçin Bey ve Sinem Hn çok büyük bir destek sağladılar. Bütün Distemper’li köpek sahiplerinin önerdiği Transfer Factor’ü Esin ablası, Neurotrophin’i Sibel teyzesi hemen gönderdi.

Evin şekli, birden bire Dıbış Bey için değişivermişti. Onun rahat edeceği, bizimle birlikte olacağı tasarımlar yapılıyordu. İlk günlerde, geceleri salonda birlikte yatarken, daha sonra üst kattaki küçük odaya taşınmıştık. O koltuğunda, ben de yatakta yatıyordum. Arada el ele tutuşuyorduk, çok hoşlanıyordu. Ama ateş, inlemeler, çiş, kaka vs nedeniyle sabaha kadar uyumuyorduk çoğunlukla. İlk derin uykumuzu, eve geldiğinin 4. gecesi yapabilmiştik.

dibis00_4.jpg

dibis00_5.jpg

 dibis00_6.jpg

dibis00_7.jpg

 dibis00_8.jpg

dibis00_9.jpg

Bazen kendisi yiyordu, bazen de şırınga ile besliyordum. Mutluydu. İlk günler tuvaleti geldiğinde yerinden kalkıp hasta bezine yaparken, bir süre sonra altına kaçırmaya başladı ama “vıyklayarak” haber veriyordu.

 dibis00_11.jpg

dibis00_12.jpg

 dibis00_14.jpg

Güneş biraz yüzünü gösterirse, kedi abi ve ablalarından kalan ve çok sevdiği mindere kurulup bahçede güneşleniyor, temiz hava alıyordu.

img_0629.jpg

img_0630.jpg

img_0631.jpg

img_0632.jpg

img_0652.jpg

 img_0653.jpg

img_0654.jpg

Serum askısı olarak da salon avizesi kullanılıyorduLaughing.

img_0633.jpg

img_0634.jpg

img_0635.jpg

  Aniden yükselen ateş (43.1C, 40.3C gibi) onu çok sarsıyordu ama ateşi düşürmeyi öğrenmiştim.

 img_0637.jpg

img_0638.jpg

img_0639.jpg

img_0640.jpg

img_0641.jpg

  img_0642.jpg

Arada ferahlasın diye, yerde de yer yatağı vardı.

img_0643.jpg

img_0644.jpg

Koltuğu özeldi. Ebru ablası ona çok cici bir battaniye almıştı. Yumuşacık, içinde yatmayı çok seviyordu.

img_0647.jpg

img_0649.jpg

  Ayakları ve kasları özelliğini yitirmesin diye, merdivene astığımız bir yürüteç yapmıştık. Distemper’e yenilmeyecektik.

  img_0656.jpg

img_0657.jpg

img_0658.jpg

Bizim çabalarımıza karşılık, Dıbış da çok gayret ediyordu. Ama hastalık hızlı ilerliyordu. Seğirmeleri artmış, kol ve bacakları tutmuyordu. Yine de vücudunun çalışması için, battaniyeyi rulo yapmıştım. Dıbış‘ı ata biner gibi üzerine oturtuyor, yanlardan destekliyordum. Bir yandan vücut temizliğini yaparken,bir yandan da küçük bir havlu ile tüm vücuduna masaj yapıyordum.

Çok seyrek gerekse de, oksijen tüpümüz de baş köşedeydi.

img_0659.jpg

Herkes, krizlerden söz ediyordu. nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum. Sonunda 29 Aralık sabahı çok iyi olduğunu görünce, birkaç işimi halletmek için 2 saatliğine dışarı çıktım. Geldiğimde, ağzından köpükler geldiğini ve kendinde olmadığını görünce, hemen veterinere koşturdum. O gün, gece yarısına doğru bir kez daha oldu. Mysoline isimli epilepsi ilacına başladık ama ona rağmen sürünca, küçük bir miktar Diazem verdim, sakinleşti ve sabaha kadar deliksiz uyudu. Bu uyku sırasında seğirmesinin de olmadığını gördüm.

Fakat ilacın etkisi tam geçmeden bile ertesi sabah daha uzun süren bir kriz daha geldi. Çok yorulmuştu küçücük bedeni. Yine de her türlü konforunu sağlamak için herşeyi yapıyordum. Bu uzun krizden sonra derin bir uykuya başladı. Artık sürekli uyuyordu. Burun akıntısı, göğsündeki hırıltılar da kalmamıştı. Zatürree iyileşiyordu. Ama hiç hareket edemiyor, hatta başını bile kaldıramıyordu. Yine de umudumuzu kaybetmiyorduk. Vücudunda yaralar açılmasın diye tüm vücuduna masaj yapıyor, kremliyordum. Damardan sıvı gıda vermeye başladım. Daha iyi hissettiğini görüyordum. Ancak midesinin de boş kalmaması için evde çeşit çeşit sulu mamalar hazırlıyor ve şırınga ile içiriyordum. Böylece hem gıda, hem de sıvı almış oluyordu. Çiş ve kaka istemsizce akıyordu. Bundan endişe etmiştim ama burun akıntısı ve hırıltı olmadığı için de hala umutluydum. Belki dinlenecek ve yine direnmeye başlayacaktı.

 img_0661.jpg

Yılbaşı akşamı, anneannemizin doğum günü de olduğundan, onu evde bırakmayıp, ziyarete birlikte gittik. Anneanne Dıbış’a bayılıyordu.

img_0664.jpg

Sadece o mu, Hakan abisi de öyle…

img_0670.jpg

01 Ocak 2012. Gece 21.00 sıralarındavücut ısısının düştüğünü farkedip, hemen sıcak su torbaları ile ısıttım. Şırıngayla mama ve suyunu içirdim. Yatmadan önce burun akıntısı yine başladı. Çok şaşırdım. Çünkü tamamen kesilmişti. Yatarken yine kesildi. Gece boyunca saat başında kalkıp, vücut ısısını ve durumunu kontrol ettim.

02 Ocak 2010 04.00’te bir hırıltı duydum. Hemen başını koltuğundan biraz aşağı kaydırınca, sanki musluk açık kalmış gibi burnundan ve ağzından sümükler akmaya başladı. Sabaha kadar da durmadı. 08.00’de kalp atışlarının bir durup, bir çalıştığını farkettim. Gidiyordu. Hastalığının başından beri günde belki 10 defa mesajlarla durumu hakkında görüştüğümüz Ebru ablasına mesajla haber verdim. Okşadım, sevdim, 08.40’da artık kalbi atmıyordu. Acıları dinmişti.

Belki acıları demek çok doğru olmayabilir. Sıkıntıları dindi. Çünkü anlatılanlara bakarak Dıbış‘ın, Distemperin çok büyük acılara neden olan bölümlerini yaşamamış olduğunu ya da hafif geçirdiğini söylemek mümkün olabilir.

Ebru ablası ona vedaya geldi. İlaçlarına, mamalarına koşturduğu Dıbışımız artık bir melek. Kötü anılarımızı en kısa zamanda unutup, onun bize yaşattığı sevgiyi konuşacağız ve mağdur canlara destek olmaya devam edeceğiz.

Biraz sonra, çiçek, bitki, böceklere can verip, doğaya karışacağı mekanına yerleştireceğiz. Ve hep ziyaretçisi olacağız.

img_0671.jpg

img_0672.jpg

img_0676.jpg

Güle güle şanssız bebek. Seni hiç unutmayacağız. Sayende kazandığımız dostlarımızı da…

Dıbış için koşturan, ilgilenen, destekleyen tüm dostlarımıza, veterinerlerimize binlerce kez teşekkür ederim.

Elleri dert görmesin, yürekleri acıyı tanımasın.

Görüntüleme sayısı: 4993

 1 

Yazan  Karbonelim, 02-01-2012 17:52 
Emeğinize o sevgi dolu yüreğinize sağlık…
Yine gözyaşları içinde okudum. Son günlerini sayenizde sevgi ile yaşadı. Keşke iyileşebilseydi keşke…
Dıbışımız rahat uyu meleğimiz…

 2 

Yazan Ayşe ARZIK, 02-01-2012 21:58 
Çok üzüldüm Dibişe …. ona göstermiş olduğunuz ilgi ve muhabbet kısacık yaşamını anlamlı kılmış.Resimlerini görünce gözlerim doldu … çok sevgi ilgi bakım görmüş …keşke yaşıyabilseydi…en güzeli onu son anına kadar ailece sarmış kucaklamışsınız…kimsesiz kalmamış..Dibiş olmuş o…ve her zaman sevgiyle hatırlanacak…Tüm kimsesiz bebekler adına emeğiniz ve sevginize çok teşekkür ederim.Çok sevgilerimi gönderiyorum.
Ayşe Arzık

 3 

Yazan Gözde YILDIRIM, 02-01-2012 21:59 
Merhaba,
Bu haberi aldigima cok uzuldum, Dıbıs a yuvanızı actıgınız icin ve ona cok cok iyi baktıgınız icin kısa da olsa huzurlu yasadıgına eminim.

Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakin, Umarim 2012 de size hep mutluluk getirir.

Sevgiler,

 4 

Yazan Fulya PEKDİNÇER, 02-01-2012 22:00 
Başınız sağ olsun Fatoş Hn., kaç gündür size sormaya korkuyordum, çok üzgünüm:(((

 5 

Yazan mav, 03-01-2012 02:53 
Başınız sağolsun Fatoş hnm :(((

 6 

Yazan Cansu Özge, 03-01-2012 16:51 
:((( minik melek için çok üzüldüm, başımız sağolsun…en azından kısacık ömründe sevgi,ilgi gördü.ölümle tek başına yüzleşmedi…

 7 

Yazan Zekiye Taş Köklü, 03-01-2012 16:52 
of of başın sağolsun.

 8 

Yazan Berna Burcak Basbug Erkan, 03-01-2012 16:52 
Berna Burcak Basbug Erkan yavrum benim kiyamam, iyi ki siz vardiniz, en emin ellerde bakildi.basiniz sagolsun

 9 

Yazan Aynur DAĞCIOĞLU, 03-01-2012 16:54 
Ahh Fatos ah, Dibis’in kisacik yasam oykusunu okudum, agladim, agliyorum . . sen ne guclu insansin . . sokaklardaki yavruslari beslesem, oksasam da, Suzisim’in acisi gecsin yine miyav annesi olacaksam da . .belki oncelikle kendi mutlulugum icin, ama sen kendini degil, sadece onlari dusunuyorsun . .

 10 

Yazan H. F. G. A., 03-01-2012 16:55 
Onları düşünmemek olamaz ki Zaten türümüzün dışındaki canlılara değer veren o kadar az kişi var ki, bizler de vazgeçersek ne olur? Suzişe ben de çok yandım. Ama her acı, bir diğerine katlanmayı, daha akıllı davranabilmeyi de beraberinde getiriyor. Kendimizi bırakma lüksümüz yok bizim :'(((

 11 

Yazan Ceylan Talu Yozgatlıgil, 03-01-2012 16:55 
Fatos Hanim gercekten cok uzuldum. Demek kurtulamadi minigim… Hikayesini okuyunca aglamamak mumkun degil. Umarim simdi rahat rahat, huzurlu, sicacik bir sekildedir gittigi yerde.

 12 

Yazan sellim, 03-01-2012 17:41 
Mail’lerime bakacağım zaman,umarım kötü bir haber gelmez diyordum kendi kendime fakat korktuğum başıma geldi.
Dıbış bir yandan çok şanssız ama diğer yandan da çok şanslıydı.
Şanssızdı çünkü en zor hastalıkların başında gelen gençlik hastalığına yakalanmıştı…
Şanslıydı çünkü son günlerinde ona müthiş bir konfor sunan, sıcacık bir evde olabildiğince rahat etmesini sağlayan Fatoş annesi vardı.
Ben çok umutluydum ama olmadı.
İnsan ya da hayvan, kendilerine karşı birşeyler hissettiğim varlıkların ölümünü kabul etmekte zorlanıyorum.
Sözün bittiği yer burası olsa gerek.

 13 

Yazan Aynur BOSTANCI, 04-01-2012 09:02 
Dıbış’ı klinikten eve getirdiğinizi duyduğumda ağlamıştım hatırlarsanız. Hatta belkide ağlaşmıştık:'( O adı batasıca şey gene geldi buldu bizi demek. Demek siz biraz daha yükselecektiniz melekler katına, o yerleşecekti diğer dünyanın saraylarına. İçinde bütün çocuklarımızla oynamaya:'( Size ve size anlayış gösteren Bülent Beye her zaman duacıyım. Bütün yavrularımızın ellerinden tutan ellerinizden saygıyla ihtiramla öpüyor bu kısacık hayatında Ona verdiğiniz mutluluk için teşekkür ediyorum. Başımız sağolsun.

 14 

Yazan H. F. G. A., 04-01-2012 09:22 
Dıbış için yüreğindekileri yazan herkese teşekkür ederim.

Zor bir dönemdi. Yorgunluğu, üzüntüleri kastetmiyorum. Onun her gün biraz daha hastalığın getirdiği olumsuzlukları yaşamasını kastediyorum. Kötüye gidişi görüyordum ama öyle güzel gayret ediyordu ki. Kliniğe girdikten sonra hiç havlamadı. Önce çok şaşkındı. İlk kez insan eli değmişti üzerine. Ve her insan eli iğne yapmak, hap yutturmak için değiyordu. Sadece benim elimin ona bunları yapmadığını görünce kendini kucağıma bırakıvermişti. Hergün kucağımda uyuyor, bazen üstüme birşeyler yapıyordu. Ama mutluyduk, umutluyduk. Sonra evimize geldi.

Kafesten sonra ilk kez bir başka mekanı görmüştü. Şaşkındı. Ama yine mutluydu. Çünkü yediriliyor, paklanıyor, en çok da sürekli seviliyordu. Birlikte geçirdiğimiz 11.5 günde, sadece 1 kez 2 saatliğine yalnız kaldı. O aşağıda salonda yatarken bazen yukarıda işimi yapmak için uzun kalırsam, incecik bir “ıyyyklama” ile sesleniyor, çağırıyordu.

En büyük tesellim, çoğunlukla keyifli geçirdi birlikte olduğumuz zamanları. Distemperli köpeklerin o anlatılan haykırışlarını, acılarını, kendini yerlere atmalarını yaşamadı. Son birkaç gün, sanki komada gibi hep uyudu.

Ama karnı hep tok oldu. Şırınga ile bile olsa çeşit çeşit mamalar aktı midesine. Tuvaletini yaptı, huzursuzlanarak haber verdi, hemen temizlendi. Masajlar yapıldı, kaslar çalıştırılmaya çalışıldı.

İçim rahat elbette. Keşke arazide yaşamaya devam edebilseydi. Ama sakat da kalabilirdi, felçli de. Belki de kısa ömrü, daha sonra çekeceği acıları önledi. Kimbilebilir ki. Anılarımızda sağlıkla, keyifle yaşayacak artık. Sadece evdeki yokluğuna alışamıyorum. Yere birşey düşürdüğümde “uyanacak mı”, bahçe kapısını açtığımda “soğuktan etkilenir mi”, eve dönerken “geç mi kaldım” diye düşünmekten alıkoyaıyorum kendimi. Bunun geçmesinin uzun süreceğini biliyorum. Kedilerimi kaybedeli 1 yıl olmasına rağmen, hala aynı şeyleri hissediyorum. Olsun ne yapalım. Biz sadece yorulur, üzülürüz ama bir süre sonra geçer. Yeter ki onlar acı çekmesin.

Yanımda olduğunuz, moral verdiğiniz, destek olduğunuz, duygularımızı paylaştığınız için tekrar teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

 15 

Yazan Aysim Başdönmez Keser, 04-01-2012 22:21 
nur icinde uyusun artik umarim diger meleklerin yaninda ve cok mutlu dur. Size de sabirlar diliyorum, ve bu kdr iyi baktiginiz icin cok tsk ediyorum Allah razi olsun sizden. saygilarimla.

 16 

Yazan aycily, 10-01-2012 21:50 
Fatos Hn.

Ne kadar uzuldum anlatamam, bu bebek; icimden kim alir diye sormustum bir de fotograflarini gorunce paylastiginiz! Son anlarinda sicak bir yuvasi olmus yavrucagin en azindan; iyi ki siz varsiniz… acinizi en derinden paylasiyoruz; bir de yukunuzu paylasabilsek! En son yine sokaktan bir kedicik yuvaladik ama kopekcikler telef oluyorlar… Agliyorum…

 17 

Yazan H. F. G. A., 10-01-2012 22:17 
En başından beri keşke ben alabilsem diyordum ama elimde değildi. Keşke sonunda değil de başında olabilseydi. Hala gece saat başı uyanıyorum. Yere bir şey düşürsem, uyanıp irkilir mi düşüncesinden sıyrılamıyorum. Bahçemde uyuyor diye mutluyum ama keşke bahçemde birlikte oynayabilseydik :((

Keşkelerin sonu yok. Güzel günleri hatırlamak istiyorum. Yanımda olduğunuzu biliyorum. Bundan da çok mutluyum.

 18 

Yazan H. F. G. A., 01-02-2012 17:38 
Yarın, Dıbış melek olalı 1 ay olacak. Onu 2.5 aylıktan beri tanıyorum, besliyordum ama ona sadece son 4 haftada dokunabilmiştim.

Evimizde sadece 11.5 gün geçirdi. Ancak sanki aylar, yıllarımız birlikte geçmiş gibi. Belki de o 11.5 günün 24 saatini de birlikte geçirmemizden böyle hissediyorum. O da öyle hissetmiştir umarım. Küçücük bedenini anmadığım bir gün yok. Kedilerimin arasına kattım, anılarımda seviyorum.

Şimdi evimizde bir Melek var. Ama Dıbış’tan alışmışım herhalde, dilim hep “oğlum ve Dıbış” demeye yelteniyor. Huzur içinde uyusun bütün bebeklerimiz’cry…

H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

“Diyabetik Kedi” site yöneticisi

Facebook Twitter YouTube 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*