Fıstık: Benim Dünyam

Yağmur ormanlarında ağaçların çoğalmalarını sağlayan en büyük etken hayvanlardır. Ve özellikle bir ağaç var ki, onun yaşaması ve çoğalmasını sağlayan tek hayvan vardır, oda bir böcektir. Ne kadar ironik değil mi, bizler “böcek” diyerek tiksinir ve tek bir hamlede onları öldürürüz ama onların bile eko sisteme bizlerden çok faydaları var. Benim hayatımı değiştiren de bir hayvan, bir kedi… 80’li yıllarda, henüz 8-9yaşlarındayken, bir gece aniden rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığımda, ki o zamanlar Van’da yaşıyorduk, kan kanseri teşhisiyle Ankara’ya gönderildik. Buradaki araştırmalar sonucu önce karaciğer büyümesi ve son anda patlamak üzere bir kist olduğunu öğrenip, ameliyata alındım. Ameliyat sonrası “bu çocuğu kedilerden ve köpeklerden yüz metre uzak tutacaksınız” diyen bir doktor tavsiyesiyle, hayvanlara olan büyük sevgimi yıllarca gizli kapaklı yaşamak zorunda kaldım. Öyle ki, hijyen takıntısı olan annem, doktorun da tavsiyesiyle kedi ya da köpek gördüğünde beni nasıl uzaklaştıracağımı şaşırır hale gelmişti. İçimde sürekli büyüyen bu sevgiyle, merhamet duygusuyla, bıkmadan usanmadan bulduğum her kediyi eve getirmeye çalışır, apartman bodrumuna saklayıp orda bakmaya uğraşırdım. Annem de en az benim kadar hayvanları seven, vicdanlı bir insandır. Çocuğunu korumak isteyen bir anneye kim kızabilir ki…

fistik7Yıllar böylece geçip nihayet kendi evim olduğunda, artık önümde tek engel bir kedi bulmak kalmıştı. Kedisi olan bir arkadaşım “veterinerinde yavru kedi olduğunu” söylediğinde, soluğu hemen Ankara’da aldım. Bir gün sonra gidecektik veterinere. O gün annemle Kızılay’da gezerken bir pet shop’a daldık. Bu annemin sık yaptığı bir şeydi, “kötü koşullardaki hayvanlar” için satıcıları uyarıyor, koşulları düzeltene kadar peşlerini bırakmıyordu. Pet shop’a girdiğimizde, bir kafesin içinde 6-7 tane tekir sarman yavru kedi vardı. Bir tanesi, bembeyaz kafasını diğerlerinin altına sokmuş, sadece poposu görünüyordu ve hepsinden daha küçüktü. Elime aldığımda avucuma sığıyordu. Üzerine dışkı yapışmış ve çok üşümüştü. Sevip tekrar yerine koyacağım sırada kollarıma sarıldı bırakmadı beni, kafesine koyana kadar epey bir uğraştığımı hatırlıyorum. Sonrasında tellere tırmanıp ağlamaya devam etti. Bir yandan ağlayıp, bir yandan shop’un sahibiyle pazarlığa oturmuştum. Nasıl bırakırdım, “beni al” diye yalvarırken onu orada… Çocuğumu para vererek alacağımı hiç düşünmezdim ama almasaydım daha ne kadar yaşayabilirdi bilmiyorum.

fistik18Artık bir kızım olmuştu. Ankara’ya geleli bir gün olmuş, diğer aile fertlerimi bile görmemişken hemen atlayıp evime döndüm. Nasıl bir mutluluk, nasıl bir heyecan yaşamıştım, 27 yıllık ömrümde nihayet bir kediyi korkmadan, saklanmadan sevecek, onunla ilgilenecektim. Hemen araştırmalara başladım. Onun mutlu, sağlıklı olması için neler yapmam gerektiğini öğrenmeliydim. Aşıları, ilaçları maması… O artık bizim fıstık kızımız, evimizin neşesiydi. İş yaparken belime bir şey bağlar, içine oturturdum. İnternetten ulaştığım bilgilerle oyun saatleri belirleyip oyuncaklar yapıyordum, hayat mutlu mesut gidiyordu. Evde yalnız kaldığı birkaç saat üzülmesin diye evin her yerine ödül mamaları gizliyor, masal radyosunu açıyordum. O şanslı bir kedi, ben de mutlu bir anneydim. Nihayet Fıstık kız 6 aylık olmuştu ve kısırlaştırılması gerekiyordu. Ama yaşadığım şehirde karma iğnesini boynundan yapmışlardı ve ben bunun yanlış bir uygulama olduğunu, arkadaşıma anlattığımda aldığım “öldü mü?” cevabından sonra anlamıştım. Bu yüzden Ankara’da operasyona girmesini istemiş ve kliniği ayarlamıştık. Şanslı addettiğim kedimin yaşayacağı sıkıntılı günleri başlatmış olduğumun farkında değildim. Ameliyat sonrası 24 saati geçen ayılma süresi, o sırada gözlerinin kuruyup çatlamaya başlaması… Dikişlerinin açılması, derken uzun bir süre Ankara’da klinik klinik gezerken geçti. Nihayet kızım iyiydi ve evimize dönebilirdik. Tabii bu arada tayinimiz çıkmış ve Ermenek’e taşınmıştık. İnsanların ilgisini çekiyorduk, evimize gelip “kediyi görebilir miyiz” diyorlardı. Kısa sürede adım “kedili kadın” olmuş ve balkonuma yavru kediler bırakılmaya başlanmıştı. Onlara yüzümü çevirmem imkânsızdı ve ben de onlara bakıp yuva bulmaya başladım. İstanbul, Karaman, Sivas… Hepsinin fotoğraflarını, anılarını saklarım. Nasıl huzur veren bir duygu… Kızım sayesinde ulaştığım…

fistik17Zaman içerisinde, fıstığın oyun saatlerinde burnunun ve kulaklarının morarmaya başladığını fark ettim. Dili dışarı çıkıyor nefes almakta zorlanıyordu. En yakın fakülte 4 saat uzakta ve Konya’daydı. İrtibat kurduğum birkaç hoca bizim için hafta sonu fakülteye gelmiş, kızımı muayene etmeyi kabul etmişlerdi. Kalbinden şüphelenilmişti ancak kısırlaştırma operasyonu sırasında bağırsağın yan duvara dikildiğini tespit ettiler. Bu da bağırsağın genişlemesine, genişleyen bağırsak da diğer organlara baskı yaparak kalbin sıkışmasına sebep olmuştu. İki yol vardı önümüzde, ya ameliyat olacak ya da son noktaya gelene kadar özel bir mamayla beslenip, kabız olmasını önlemek için bir ilaç kullanacaktık. Ve birkaç ayda bir ultrasonla durum takip edilecekti. Ameliyatın risklerini düşününce tek çare olana kadar ameliyatı erteledik. İçime sinmediği için, bu sefer atlayıp Ankara’ya geldik 9 saat süren uzun bir yolculukla, ki arada bir mantar geçmişimizde olduğu için, bu ilk yolculuğumuz değildi. Ankara’da da birebir aynı teşhis konulunca, artık kızımı Ermenek’e geri götürmem mümkün değildi. Çünkü evcil hayvandan anlayan bir veteriner bile yoktu ki, ultrason cihazı olabilsin.

Annemin kaçınılmaz sonu Fıstığıma bakmaktı. “Ayy kakasına basar içeri getirirse” “poposunu mutfak tezgâhına koyarsa” gibi eyvah naralarından sonra, annem mecbur olduğunu anlayıp “ne yapalım tamam” dedi. Ballı böreğim, şimdi de annemi değiştirecekti… Fıstığın gelmesinden birkaç ay sonra, annem çöpte bir yavru kedi bulup beslemeye başlamış, hatta soğuk havalarda eve almak için sokaklarda “Suşi “diye dolaşır olmuştu. Derken annemin baktığı kediler çoğalmış, hatta her fırsatta barınaklara gider hale gelmişti. Fıstığın misyonu gibiydik biz ve o misyonunu başarıyla tamamlamış annemi, abimi, babamı, beni ve babasını aktif hayvanseverlere dönüştürmüştü. Bebekliğinden beri parmağını emerdi. Sesi hala kulağımdadır, küstüğünde arkasını döner oturur, eve yeni kedi geldiğinde mama yemez, banyo paspasına tuvalet muamelesi yapar ama asla tezgâha çıkmaz, yemeklere sarkmazdı. Karpuz meraklısı kızımın en sevdiği oyuncağı da fasulyeydi. Annemin kızı olmuştu. Ben bir yıl sonra Ankara’ya gelmiş olsam da, sadece onun kucağına yatan, onunla uyuyan, o uyanınca kalkan bir kız olmuştu. Annemle artık eve kedi alma kavgalarımız, “bulduğun kediyi getirme anne” kavgalarına dönüşmüştü tatlı tatlı 🙂 .

fistik4Fıstığın hikâyesi 5 Nisan 2013’e kadar yine acılarla devam etti. Bugün ölüm yıl dönümü ve yaşadıklarını, yaşattıklarını anlatmak, her zamankinden biraz daha fazla acıtıyor.

Bir gün güneş görsün, ayağı toprağa değsin diye bahçeye çıkartmıştık ki, o günden sonra sokak meraklısı bir kıza dönüşmüştü. Her gün çıkmak için kapıda ağlıyordu. Annemle birlikte çıkıp, onunla birlikte dönüyordu. Ta ki onu kan revan içinde bulana kar böyle devam etti. Annem eve gelip seslendiğinde, bir şey olduğunu anlayıp odadan fırlamıştım. Kızımı kanlar içinde kucağında gördüğümde çığlıklar atarak alıp sokağa fırladım. Ayağıma ne ayakkabı giymiştim, ne de pijamalarımı çıkarmayı akıl edebilmiştim. Kapıda yatan arabayı bırakın, yoldan geçen bir taksiye binmeyi bile düşünemiyordum. Klinikte almıştım soluğu. Kızıma hemen müdahale ettiler şoka giriyordu… İlk müdahale sonrası hayati tehlikeyi atlattığında, bir bacağında sinir kopması olduğunu öğrendik. Kafasında bir hasar yoktu, yaraları ciddi değildi ama bacağını kesmek istiyorlardı. Yine klinik klinik dolaşmaya başladık. Fizik tedavilerle çözüm yolları aradık olmadı kesilmeliydi. O süre içerisinde patisini kendince kullandığını fark etmiştik, bu yüzden kesilmesini istemedik. Tam da o patinin parmağını emiyordu ve yıllarca düzenli masaj yaparak kasların erimesini geciktirdik. Bunu da bir şekilde atlatmıştık. Artık bel tasmasıyla dışarıya çıkartıyorduk ki, birkaç yıl sonra bahçede tasmasız gezdirilen, altını özellikle çizmek istiyorum. “Gezdirme tasması olmayan serbest bırakılmış” bir köpeğin kovalaması sonucu ağaca atlayıp oradan düşerek, kaburgaları kırıldı… 75 saat çok kritik dendi ama bir gün sonra çocuğum gözlerimin önünde can verdi…

fistik6Onu kovalayan köpeği ya da mutlu olması için bahçeye çıkartan annemi asla suçlamadım. Ama köpeğini kedilerin çok olduğu bir yerde serbest bırakan kişiyi eğer bulsaydım, bilseydim kim olduğunu, ona gözyaşlarımı, ona bana yaşattığı büyük acıyı anlatmak isterdim. Meleğim artık yoktu ama bize başka meleklere yardım etme yolunu açtı, huzur, mutluluk ve tertemiz bir vicdan verdi.

Fıstığım, bit burunlu, pire dudaklı kızım, sana yaşattığım acılar için özür diliyorum, affet beni ballı böreğim, ben seni bir tek doğurmadım. Sen benim çocuğum İlk göz ağrım oldun… Sen gittin, hayatım değişti. Öldüğün gün kalbime saplanan acı hala olduğu yerde duruyor. Doktor söyledi, kriz geçirmemişim, senmişsin oradaki ağrı… Seni çok seviyorum annemm…

Bizim ormanımızın çoğalmasını sağlayan kızımın hikâyesi, her elimizi uzattığımız kediyle köpekle devam ediyor… Umarım sizlerin de hikâyesi böyle sürüp gider…

 

fistik16

fistik15

fistik14

fistik19

fistik12

fistik11

fistik13

fistik10

fistik9

fistik5

 

fistik3

fistik

Neslihan ABACI

Neslihan ABACI

Share

2 Yorum Fıstık: Benim Dünyam

  1. Aydan Arslan dedi ki:

    Yaşadıklarınızla kendi yaşadıklarımı sıraladım içimde,neler ne acılar ama hala yaşamaya ve yaşatmaya devam diyorum.

    • Neslihan ABACI Neslihan ABACI dedi ki:

      Onlarında bu şekilde yaşamaya devam ettiklerine inanıyorum…her el uzattığım kedi yada köpekle kaybettiğim çocuklarıma dokunduğumu hissediyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*