Arşiv Kategorisi: Yazar/Çizer – Esin OZGAN

Glukoz ve Insulin Tablosu

Mestan diyabete yakalanmadan önce (2004 öncesi) 7,50 – 8,00 kg. dı. 2005 ve 2006’ da 6,00-6,50 kg arasındaydı. 2007 Mart’ ında üre başlayınca kilosunda hızlı bir düşüş oldu. Aşağıda, onun için oluşturduğum örnek takip tablosunu bulacaksınız.

Böcük İçin

Birinci günü, birinci haftası derken bir baktım her ayın 15’i zehir olmuş, yetmemiş ayların 13. günü de eklenmiş, bitmemiş 28. günü çıkagelmiş…  

Minnoş’un 1. Yıl Dönümü

Bugün tam bir yıl oldu. 13 Temmuz 2007 Saat:14,10… 1989 yılından bu yana alışkanlığım olan “oğluşu nasılsın, kızzım napıyolsun” sözcükleri her günkü gibi yine döküldü dilimden dün akşam eve girerken. İnanması çok zor biliyorum ama yemin ederim kızım bana cevap verdi, MEV dedi kısa-kesik-ince bir MEV, Minnosumun MEV‘ i…Yemin ederim duydum-yemin ederim…

Beyaz Sevdalarımız

Sizler hiç kara sevda olabilir misiniz..
Kara yakışır mı size..
Bembeyazsınız siz, içimizi aydınlatan, bize huzur veren, biz’ i biz yapan, biz’ e sevgiyi-merhameti-insan olmayı-adam gibi adam olmayı öğreten BEYAZ SEVDALARIMIZ

Açaray’ın Taziye Defteri

Açaray için, dostlarımızdan gelen taziye mesajlarını aşağıda bulacaksınız.

Annesinden Açaray’a

Daha evelsi gün bakıyordum rahmetli arkadaşım Seloş’umun haberlerine.. Bulduğum sitelerden birinde bir yazı dikkatimi çekti. “NISAN doğum ayı, NISAN ölüm ayı”.. bir öğrencisi tarafından yazılmış Selahattin hocasına.. Okudukça coştum, okudukça kahroldum… Öyle yakın geldi ki yazı bana; NISAN en sevdiğim aydır benim. Sevmekten öte bir şeydir, NISAN hiç geçmesin-bitmesin isterim. “NISAN” demeyi bile severim.. Ben NISAN çocuğuyum, ondan mıdır acep? Kimbilir belki de.

Esin Ablasından Tıpış’a

Alın güzel, salın güzel
Seni gönlüm ahh ne çook özler…
Süzül güzel, süzül de gel,
Deli gönlüm bak seni ister…
Aşkımsın gel, canımsın gel
Bir tanem, sevdiğim, güzelim geel…
Var ya tıkkıdı hanım, gelir senin o kalan kulaklarını da ben yerim.
Sincap kuyruğunu yalar yutarım..
Canımsın sen canım…

 

İlk Adım Garip Gerçek Adım Minnoş

İzmir-Buca eski bir konak…
Annem konağın bahçesinde, ben annemin karnında kardeşlerimle beraber…
Evden bağırış çağırışlar geliyor, bu bir erkek sesi.. “Katil kim, hanginiz öldürdü sineği, ben sizi uyardım, hayvana zarar veren adamlarla işim olmaz benim…” Diğer adamlarin sesini zar zor duyduk, mır mır birşeyler söylüyorlardı mahcup ses tonlarıyla..Sonradan anladık ki bu bir öğrenci eviymiş..

Gerçek Bir Aşk Hikayesi

Oğlum Mestan, ileride hayat arkadaşı olacak kızım Minnoş’ la karşılaştığı gün çok heyecanlıydı..
Önce uzaktan baktılar birbilerine.. Uzunca sürdü bu bakışlar.
İlk adımı Mestanım attı evin sahibi ve centilmen bir erkek olarak. Narin kızım da elini uzattı ona.
Salondaki koltukta, mutfaktaki sandalyede uzun uzadıya sohbet ettiler..
Evlenmeye karar verdiler birlikte, sonra da çocuk yapmaya.

Unutamadıklarım, Unutamayacağım ve Unutmak İstemediğim Anılarım

1990' lı yılların ortasındayız. Simdiki ortağım (aynı zamanda yegane dostum, kardeşim, yol arkadaşım, kader ortağım-herkese nasip olmaz böylesi bir ortak bilesiniz), büyücek bir fabrikanın kuruluşundan-ürün ihracatına kadar her taşın altına elini, beynini, yüreğini koymuş dünya/öteki dünya dostumun işyerindeyim, Ankara'ya yakın bir ilin bir ilçesinin bozkır arazisinde kurulmaya başlamış fabrikasında.

 

Duman'ın kulubesi; fabrika inşasıyla eşzamanlı kurulmuş,

 

Çam ağaçları, Kağızman'dan getirilen elma fidanları da öyle…

 

Eeee bi de ben gitmişim, Şanslı kedisi eksik olur mu o fabrikanın…Şanslı, bensiz yatar mı o şantiye yatağında..

 

İşte o günlerden birinde, parantez içindekileri yeniden yazmama gerek olmayan şimdiki ortağım Ankara'ya yakın olan o ilin merkezinde makinacılarla görüşmeye gitmiş. Bizlerse o ilçedeyiz. İşçilerden ikisi (bakmayın işçi dediğime o güzel kardeşlerim Ahmet'imi, Ziya'mı unutmak mümkün mü) koşarak geldiler "abla, abla ÇİRKİN' e birşeyler oluyor". Çirkin; saf kan Kangalımız Duman' ın arkadaşı. Kulübeleri yan yana. Arka ayaklarını merkez yapmış dönüp duruyor, anlamıyorum-anlayamıyorum ne olduğunu.. Birden aklım çalışıyor "kamyoneti çalıştırın çabuk" diye bağırıyorum, "ilçeye-veterinere yetiştirelim, çabuk çalıştırın kamyoneti.."

 

Veterinere (!) yetişiyoruz, kamyonetin arkasında ben ve çirkin, kucaklayarak indiriyoruz Ahmet'imin yardımıyla.

 

"Zehirlenmiş bu" diyor umutla gittiğimiz sağlıkçı.

"Ne yapacağız" diyorum ben.

"Öldürün" diyor aynı zat.

"Nasıl öldürelim, sizde uyutucu bir iğne/ilaç yok mu" diyorum ben.

 

Çünkü O'nun acı çekmesine dayanamıyorum, uzmanı söylemiş ölmesi gerektiğini, kendi AKILSIZLIĞIMLA ölümlerden ölüm beğendirmeye çalışyorum ÇİRKİN' e..

 

İşte o an-o saniyelerde sağ elinde baston niyetine kullandığı değneği ve hangi zaman diliminde olursa olsun yüzünü-gözlerini unutamayacağım o yaşlı dede:

 

"ÇIKMADIK CANDAN UMUT KESİLMEZ, BASIN YOĞURDU-BASIN TUZU…." diyor, ben zavallı akılsıza..

 

Her saniyesi gözlerimin önünde.. Yakın bakkal.. Tuz.. Yoğurt…

 

Kolumun dirseğine kadar, uzanabildiğim yerdi Çirkin'in boğazı tuz ve yoğurdu basabildiğim gırtlağı..

 

Bir, bir avuç TUZ

Bir bir avuç YOĞURT..

Bir avuç TUZ daha,

Bir avuç YOĞURT daha..

 

Çirkin, birden geri geri hareket etmeye başladı ve sonra yeşilimsi sarı bir kusmuk. Avuç avuç kustu.

 

İnsan kusmuk görünce ne yapar?

 

Biz sevindik…Biz çığlıklar attık:

 

"Hadi bi daha kus ÇİRKİN, bi daha kus, biz temizleriz, sen yeter ki kus.."

 

O kusmukları avucumuzla temizledik… 

ÇİRKİN bize kuyruk sallarken…

 

N'olur hiç unutmayın olur mu: "ÇIKMADIK CANDAN UMUT KESİLMEZ' MİŞ…"

 

Tanrı razı olsun O dededen, yaşıyor ise uzun ömür versin – gittiyse dünyamızdan mekanı cennet olsun..

 


 

Çirkin için

Bu dünyanın yegane akıllı ve üstün yaratığı olmadığımızı anlamak için, ille de kafamıza vurulması gerekiyor. Bu da o balyozlardan biri. Dilerim tekrar öyle bir karar eşiğine gelmemiz gerekmez. 

H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU 

 

 

Mischama Mektup

Canım ablam,

Öyle garip ki yaşam, sözünü ettiğim o bilindik yaşam değil ama – hissedilen yaşam.

Var mıyız acaba, yoksa yokuz da tüm bu yaşadıklarımız sadece kendimizin gördüğü bir sahne mi..

Gerçekten Mestan gitti mi, Minnoş gitti mi, Mischa gitti mi.. Yoksa bu, benim koskoca bu evrende varolduğum (ama başkalarınca olmayan) bir yaşam mı.. Sen var mısın, dört ayaklı çocukların iki ayaklı çocuğun var mı, yoksa bu sadece benim dünyam mı???

Evet de desen hayır da.. bu neyi değiştirebilir ki, eğer bu sadece benim yarattığım=benim beynimin yettiği bir evrense alacağım cevap da benim yarattığım=benim beynimin yettiği bir evrenin cevabı olacak..

Belki de sen başka bir evrende kendi hayatını yaşıyorsundur..

Belki de sen şu an, şu dakikalarda bir başkasıyla kendi yaşadığın gerçeğin ne kadar gerçek olduğunu sorguluyorsundur, belki de sorgulamıyor başka başka pencelererden bakıyorsundur dünyaya.

KİM NEYİ NE KADAR BİLEBİLİ R Kİ…

GERÇEK NEDİR KİM ANLAYABİLİR Kİ..

HANGİ GERÇEK KİME GÖRE GERÇEK GERÇEKTİR Kİ..

Tüm bu soruların cevabı ne olursa olsun, ben inanıyorum ki (biliyorum demiyorum); hissedilen aynıdır..

Mestanım gittiğinde dünyanın sonu sandım, O’nun ölümüne inanamadım. Ne zaman ki Minnoş gitti, beynim o zaman dedi: Mestan gitti…

Kendi kendime söyleyip de bir başkasına itiraf edemediğim bir duygunun ortaya çıkmasına (=itiraf edebilmeme) annem vesile oldu. Dedi ki bana telefonda “Mestan bir baskaydı, Mestanın unutulması mümkün değil, gitmesini kabul etmek mümkün değil..Ama Minnoşun gitmesi Mestanı unutturdu, bu nasıl bir acı, bu nasıl bir duygu anlamıyorum, bu nasıl bir sevgi anlamıyorum…” Annem telefonda ağlıyordu bu sozcükleri söylerken..İşte hep söylediğim, ve ne olursa olsun bıkmadan-usanmadan söyleyeceğim 6 kelime.. ” O benim annem olmasaydı da onu severdim”

Mischa, son günü – son saatleri…

Gece evinizde kalırken daha dua ettim.. Acı çektirme yarabbim, onların günahı yok, acı çektirme allahım… Sacha’ ya , Mischa’ ya, Acaray’ a şifa ver, yalvarıyorum sana-yalvarıyorum…

İşte gördüğüm rüya, Minnoş ve Tarçın yan yana aynı odada ama yerlerde kaka.. Nasıl öğrendim, kim söyledi bilmiyorum ama kakalar Mischa’nınmıs.. Uyanıp da yanınıza geldiğimde sen gösterdin bana peçeteye sarılmış Mischa kakasını..

Merak etme olur mu Fatoş abla;

Mestan cesurdur, Mestan korkusuzdur..

Minnoşum korkar, sokaktan korkar-sesten korkar-yalnızlıktan korkar..

Mestanım, Minnoşuma sahip çıkıyor, O’nu koruyor, O’nu yalnız bırakmıyor..

Merak etme melek kızını;

Mestan, O’nada sahip çıkacak, O’nu koruyacak, O’nu yalnız bırakmayacak…

Mekanları cennet olsun üç yavrumuzun… Diledikleri gibi yiyip içsinler, acısız nefes alsınlar, gönüllerinin peşinden koşup gitsinler.. O’nlar şu an bulundukları mekanda mutuluysalar bize ne söz düşer ki Fatos abla.

Ne diyebilirim, nasıl konuşabilirim ki..

Başın sağ olsun, Tanrı sana sabır, sevdiklerine sağlıklı ömürler versin..

 

Senin kardeşin, çoçuklarının geçici annesi Esin

 

Yağmur’un Oyunu

Telefonu aldı, numaraları tusladı:

“Alooo Eşin, üzülme Mestan gelecek. O, arkadaşlarıyla oynamaya gitti, sonra arkadaşları onu alıp daha uzaktaki paaka gotürdü. Ev çok uzak, arabalar var, kaşıdan kaşıya geçemiyo, ben onu alıp getircem eve, sen üzülme olur mu?” “hossakal”.

Mestan’ımın Eşi Minnoş’um da Melek Oldu

Kocasının vefatına iki ay bile dayanamadı güzel kızım, dayanamadı. Sapasağlamdı, 24 Mart’ ta 18. yaşına girmişti… Pazar gecesi kalp krizi geçirdi göbüşüm, minnoşum, aydede tırnaklı kızım… Altı gün altı gece hastanedeydik beraber, sürekli oksijen tüpünde.. Büyük tüpler 8, orta tüpler 4, küçük tüpler 2 saat dayanabiliyordu, 2-2.5 basınçta. Ve tüp değişimi esnasında manuel oksijen tüpü. Altı gün altı gece, bir an oksijensiz bırakmadım canım yavrumu. Ama o kocasını annesinden daha çok sevmiş ben ne yapayım… Ben nasıl dayanayım… Ben artık dayanamıyorum, dayanamıyorum.

Zamanı geri almak mümkün olabilseydi

ImageBen galiba birşeyleri eksik yaptım,
Biz hastalığımıza 1-0 mağlup başladık, diyabete yakalanmadan önce başlamıştı böbrek sorunumuz. Önce böbrek, sonra diyabet ve nihayetinde kalp….
Diyabeti düşünüyorum da;
ne geceler boyu uykusuz kalmak, ne tatile çıkmamak, ne de nefret ettigim mutfak işlerine girişmek…
hiçbirisine bir an bile “offf” demedim…
Çünkü benim oğlum yaşama sımsıkı bağlıydı, çünkü benim oğlum yaşamak istiyordu, çünkü benim oğlum gözlerini gözlerimden ayırmadan beni saatlerce dinleyen yegane varlıktı…Çünkü benim oğlum gözlerini gözlerime dikip anlatandı…
Ama icimde bir his var; O’ nun sağlığıyla ilgili birşeyleri eksik yaptım, birşeyleri atladım.. Ne olduğunu bilmiyorum şu an eksik yaptıklarımın, ama eksikti…ama bilgisizlikti.. birşeydi ama.
Dört gun once, yere yatip “ben seni çok sevdim-yalvarırım gitme, n’ olur gitme, sen gidersen benim bir yanım eksik kalır, yaram kapanmaz” diye konuştuğumda, tüm acısna rağmen gözlerini gözlerimden ayırmamasına-elini yüzüme sürmesine-başını uzatıp gözyaşımı yalamasına kim ne açıklama getirebilir…
Dördüncü günün gece yarısında “git oğlum, hadi git, acı çekme git” diye yalvardığımda gözlerini gözlerime dikip bana veda etmesine kim-kimler ne diyebilir…
Çok özlüyorum oğlum, seni çok özlüyorum…

Görüntüleme sayısı: 1941

 1 Yazan Burcu, 26-05-2008 21:23
Açıklanamaz bunlar Esin hanım.Bizde kızımla çok elele durup acısını elimi sıkarak çok dindirmeye çalıştı.Eğer ağlıyorsam hemen yanıma gelirdi.Bunlar hiç bir şekilde açıklanamaz duygular.

Mestan’ın Taziye Defteri

Şeker Kedi Mestan, dün gece 4 yıldır mücadele ettiği diyabetin yarattığı kalp ve böbrek fonksiyonları bozukluğuna daha fazla direnemedi ve bizlere veda etti. Bundan sonra, doğanın en güzel olduğu bir yerde, acısız ve huzur içinde yatacak. Annesinin aylardır onun için verdiği mücadeleyi desteklemek adına yaşamaya çalıştı, ama artık gitme zamanı gelmişti ve annesi bunu kabul ettikten kısa bir süre sonra, küçücük kalbi durdu. Onların bu sevgisi inanılmaz. Annesine başsağlığı, Mestan’a doğanın kucağında huzurlu uykular diliyorum.

Şeker Kedi Mestan Melek Oldu

15 Mayıs’ı 16 Mayıs’a bağlayan gece yarısıydı, hep gözünün içine bakıp “dayan yavrum, dayan güzel oğlum” dediğim Mestanima “git oğlum, artık git” dedim, öyle kolaymış ki “GİT” diyebilmek – imkansız sanırdım, olmaz sanırdım…

Mestan’ın Sağlık Öyküsü

mestanim_resize.JPG

Oğlum 15 yaşına kadar önemli bir sağlık sorunu yaşamadı.

Beslenme tipimiz o dönemki bilgilerim (bilgisizlik demek daha doğru olabilir) doğrultusunda;

Yemyeşil Kırlarda

Yemyeşil kırlarda
pat………pat……..pat..
Bir yavlu mestan varmış
pat…pat…pat…pat
Annesinin yanında hoplaya zıplaya oynarmış
pat..pat..pat..pat…pat…

Şeker Kedilerin Deneyimleri

kansekeri

Tarçın’ın kulaktan kan şekeri ölçümü için resme tıklayınız

 TARÇIN’IN DENEYİMLERİ

Diyabette, kan şekeri oranının sık sık ölçülüp, insülinin buna göre yapılması büyük önem taşır. Kan alma sıklığı, kedinizin sağlık durumuna göre günde 5-6 kez olabilir. Hiçbir zaman, nasıl olsa düzene girdiği düşüncesi ile, kontrolü ertelemeyin. Çünkü, çeşitli etkenlere bağlı olarak zaman zaman kan şekeri normalden çok fazla düşebilir, standardize edilmiş insülin miktarı enjekte edildiğinde ise, kediniz hipoglisemiye girebilir ki, bu hiperglisemiden daha tehlikelidir. 

Daha seni görmemiştim

Huzurun huzursuzlukla kaynaştığı bir gündü,
Daha seni görmemiştim…
Sancılı karanlıklar, tel örgüler arasında özgürlükler,
Daha seni görmemiştim….

Mestan’ın Diyabeti

mesto_changed_1.jpg

Büyük büyük abi Mestan !

Mestan’ın Diyabet Raporu                 

17 yaşındaki oğlumun (ve 16, 12, 10 yaşlarındaki kızlarımın, 15 yaşındaki oğlumun); çocukluğundan beri yılda bir kez kanını aldırır ve aklıma gelen her türlü tahlilini yaptırırım. Rutin kan aldırmaların dısındaki bir dönemde Mestan’ da (büyük oğlum) halsizlik, keyifsizlik gibi davranışları farkedince, Nisan 2004′ de kan tahlili yaptırdık ve sonucunda kanında yüksek oranda üre bulundu ve Temmuz 2004′ e kadar tedavi gördükten sonra düzeldi.