Tag Archives: kedi hastalıkları

Kedilerde Sık Rastlanan Bazı Hastalıklar İçin Nasıl Önlem Alınabilir?

Kedilerimizin zaman zaman karşılaşabildiği bazı sorunlar ve hastalıklar vardır. Bunlar hem ürkütücüdür hem de  tedavisi epey bir masrafa neden olur. Son yıllarda daha sık karşılaşılmaya başlanan bu tür sorunlar ve hastalıklar konusunda önceden bilgilenmenin yararlı olacağını düşünüyoruz. Aşağıda listesi bulunan bu hastalıkların bazıları için önceden tedbir alınabilirse de, bazıları için ne yazık ki yapılabilecek bir şey yoktur.

Kedi Hastalıkları

Bizlerde olduğu gibi, kedilerde de hastalıkları normal karşılamak gerekir. Bizi asıl üzen, hastalığını bilemememiz ve onun da bize söyleyememesidir. Hasta olduğunu anladığımız zaman, bir veterine gitmeyi ihmal etmemeliyiz ve bu konuda yetkin değilsek, teşhisi biz koymamalıyız.

Diyabetik Kedilerde Sağlık Sorunları

 

 Diyabet, erken teşhis edilmediği ve kontrol edilemediğinde kedilerimizin en hayati 3 organında geri dönülmesi zor tahribatlar yapar.

Bu organlar, kalp , karaciğer ve böbreklerdir .

Kızımla Küçük Küçük Anılarımız

Kanepe Keyfi

Mischam, en çok ayaklarımın arkasında yatmayı severdi. Nedeni, hem bana daha yakın, hem de Minnoş’a daha uzak olmasıydı. Ben salondaki kanepeye uzanıp, ayaklarımı yukarı uzattığımda, hemen altına girer, kıvrılıverirdi. Minnoş, haset gözlerle ona bakar, sonra o da bitmek bilmeyen denemeler sonucunda kolumun altına ya da göğsümün üstüne kıvrılırdı. Bazen bize sezdirmeden usul usul ayaklarıma doğru sürünür, bacaklarımın arasından kolunu uzatıp, Mischa’ya bir patik atıverirdi. Bu nedenle Mischam tedirgin olur, en köşeye kıvrılırdı. Ben de elimi uzatır, başını, göbeğini okşamaya başlardım. Sıra göbeğe gelince, Minnoş’u falan unutur, şöyle bir gerinir, göbeğini yukarı çevirir, okşanmayı beklerdi.

Ama ben her zaman kanepeye uzanma fırsatı bulamadığımdan, kızım çok canı çektiğinde incecik ve kibar bir sesle beni çağırırdı. Acaba tuvalet mi yaptı diye bakarım, yok. Mama? O da değil. Çünkü salon kapısında durmuş, bana dikkatle bakıyor. O kadar ısrarcı olurdu ki, gidip çalışmak mümkün değil. Mecburen “peki peki hadi bakalım” deyince, önümsıra koşturur, kanepeye çıkar, bana bakarak beklerdi. Ben de o sırada kahvemi koyup yanına gelince,  şöyle kendi etrafında kafasını yere eğerek bir tur atar, ben bacaklarımı uzatınca üstüne çıkar, ileri geri yürür, sol taraftan bacaklarımın altına yatardı.

Bu alışkanlığından hiç vazgeçmedi. En sevdiği zaman dilimiydi bu. Benimde. Hastayken bile, benim salona doğru yürüdüğümü görünce titreyerek gelmiş ve kanepeye çıkıp, beni beklemişti. Sondan 2 gün önce, sıkıldığını düşünüp, atmosfer değiştirmesi için, kucağımda evi dolaştırdım, balkona çıktık, sonra kanepeye koydum. O kadar hoşuna gitti ki. Uzun süre oturdu, sonra yine çalışma odama döndü. Çok aydınlık veya güneşli yerlerden hoşlanmaz olmuştu.

 


 

Çok Kararlıydı

Mischam gerçekten de çok kararlıydı. Son gece yaptıkları da bunu gösteriyor zaten. Evde, girmelerinin yasak olduğu tek yer yatak odasıdır. Fakat girme girişimlerinden hiç vazgeçmezler. Kapının önüne gelip, hiç bitmeyen bir miyavlama seromonisine başlarlar. Ama sırayla.

Bu durum, ben orada iş yaparken olduğunda dert değildir. Gece yarısı veya sabaha karşı olduğunda, en derin uykularımdan kalkıp, ne istediklerini anlamam gerekir. Aslında birlikte yatsak, ne tuvaletleri gelir, ne de karınları acıkır. Ama akıllarına geldi mi, onları hiç bir kuvvet durduramaz. Biz de onların gönlünü biraz hoş etmek için, kapıya tel bir kapı daha taktık. Böylece bizi görebiliyor ve biraz daha rahat ediyorlardı.

En ince ve zarif ses, Mischamındır. Diksiyonu çok güzeldir. “Miyav”ı onun kadar net, güzel telaffuz eden kedi görmedim. Seslenmeye başladığında, ne hişt, ne kışt, ne gazete hışırdatmak çare değildir. Ben kalkana kadar uğraşır, ben kalkınca da son sürat uzaklaşır. Bana da onu bulup, ne istediğini anlamak düşer tabii.

Son günden 1 hafta önce, henüz ağırlaşmamıştı. Günlerdir çalışma odasında yatıyordum ve sabaha kadar yarım saat-45 dk. arayla kalkıp, yatıyordum. Çok yorgundum. Durumuna baktım, fena görünmüyordu. “Bu gece odamda yatayım da biraz dinleneyim” diye düşündüm. Yattıktan 10 dk sonra kapıda hafif bir karaltı hissettim, yavaşça uzanıp baktım,  Mischam kapıya gelmiş. Ama sadece izliyor, seslenmiyor. “Belki birazdan gider” diye düşünüp, kenardan bakmaya başladım. O zarif, yumuşacık, hastalıktan halsiz kolunu kaldırıp, bir iki kez tele dokundu ve yine bakmaya başladı.

Artık direnmem mümkün değildi. Hali yoktu beni çağırmaya ama “gel” diyordu. Hemen kalkıp çalışma odama yönelince, benden önce kanepeye çıktı ve yastığımın üzerine yerleşip, beni beklemeye başladı. Ben yatınca da, başımla omuzum arasına iyice yerleşti, sıcaklığımı hissederek uykuya daldı. Ama bu uykular giderek kısalıyordu. Çünkü aynı pozisyonda yatamıyordu. Sık sık yer değiştiriyor, iniyor, yere yatıyor, tekrar ayaklarımın üstüne geliyor, yine yastığıma. Derken sabah oluyordu. Gözlerinden uyku akmasına rağmen, kızım uyuyamıyordu.


Son Gece Tarçın’la

Son güne iyi başlamıştık. Sabahtan yine veterinere gittik, yolda hiç bir sorun yaşamadık. Yine çok yavaş ve dikkatli sürdüm. Kızımın midesinin bulanmasını hiç istemiyordum. Veterinerde ilaçları yine çok yavaş ve uzun aralıklarla yapıldı. Arabaya bu defa manuel oksijen pompası ile bindik. Arada başını kaldırıp “IIIH” diyor ve itiyor, sonra yine “IIIH” deyip istiyordu. Ben de bir elim direksiyonda, bir elimle sürekli pompaladım ve eve vardık.

Korktuğum gibi, az sonra öğürtü ve kusmaları başladı. Elimde oksijen tüpü, nerede kusarsa oraya koşturuyorum. Çünkü nefessiz kalıyor ve karaya vurmuş balık gibi ağzını açıp kapayıp, solumaya çalışıyordu.

Bir süre sonra, odanın kapısını kapattım ve içeride kalmasını istedim. Çünkü tuvalette suların içine yatıyor ve ıslanıyordu. Odaya gelince, bir süre sonra Tarçın da geldi. Önce uzun süre onu görebilecek şekilde mümkün olduğunca karşısına yattı. Sonra hiç yapmadığı bir şeyi yapıp, Mischa’nın koltuğuna yattı ve gece yarısına kadar oradan kalkmadı. Ta ki biz o kararı verip, veterineri çağırana kadar. Veteriner gelince, onu koltukla birlikte odadan çıkardık. Ama Mischa istemeyince, veteriner gitti ve Tarçın onu biraz daha izleyip, Hakan’ın odasına gitti ve yatağına yattı. Hakan’ın ertesi gün okulu olduğu için, onu bizim odada yatırmıştık. Mischam da bir süre sonra Hakan’ın odasına gitti ve bütün gece oradan ayrılmadı. Tüm sancılarını orada çekti, orada rahatladı, orada dinlenmeye başladı. Ama rahatladıktan sora yaptığı ilk şey, Hakan’ın yatağına çıkıp, Tarçın’ın karnına yaslanmak oldu.

Hastalığı süresince pekçok kez Tarçın ve Mahzun onu aralarına alıp, her tarafını yalamışlardı. Eminim hem moral oluyordu, hem de rahatlıyordu. Son kez yine o rahatlığı istemiş olmalı.