Hikayem, 26 Ekim 1991 yılında Ordu’nun Perşembe ilçesinde başladı. Annem Sarıkız‘ın 4 yavrusundan biriyim. Eğer Fatoş annem bizi orada bıraksaydı, Perşembe’nin bir köyünde özgür ama yarı aç, güvensiz, kısa bir yaşamımız olacaktı Hangisi daha iyi olurdu, bilemiyorum. şimdi balkonu balık ağıyla kaplanmış evimizin sınırları içinde keyifli, konforlu ve sevgi dolu bir yaşam sürüyoruz ama dışarıdaki arkadaşlarımızın seslerini duydukça, pencereden izledikçe, “acaba özgür olmak daha mı güzel olurdu?” diye düşündüğümüz de çok oluyor.
ŞEKER KEDİ TARÇIN
Doğduktan 3 ay sonra, Fatoş annemle birlikte Ankara’ya geldik. Konuşurlarken duyduğuma göre, aslında bizi almaya söz veren kişilerden biri hariç, diğerleri vaz geçince, biz üç kardeş (Tarçın, Mahzun ve Mischa) Fatoş annemle kalmaya başlamışız. O günleri çok iyi hatırlıyorum. babamız yurt dışındaydı ve biz evin içinde cirit atıyor, çılgınca eğleniyorduk. Aslında babamız evde kedi istemezmiş. Onun dönüş günü yaklaştıkça, annemiz kara kara düşünmeye başladı, bize yer aramayı hızlandırdı ama gönlü ayrılmaktan yana değildi. Biz de ondan ayrılmamak için her dediğini yapıyorduk:

Derken o meşum gün geldi çattı. Fatoş annem, babamızı karşılamaya gitti. Yolda ona “bir haberi olduğunu” söylemiş: “evde kedi” olduğunu duyunca, babamın biraz canı sıkılmış. Eve yaklaşınca annem “bir haberinin daha olduğunu” söylemiş: “evde üç kedi” olduğunu duyunca, babamın yüzü iyice asılmış. Biz en şirin halimizle onu karşılayıp, tezahürat yapınca, babamız çılgına döndü. Hemen odamıza çekildik. Yaklaşık 2 ay, evde tatsız bir hava esti. Babamın bulup getirdiği ve bize talip olan insanlar, annemin sıkı bir mülakatına tabi oluyor ve doğal olarak mülakatı geçemiyorlardı.
Sorulardan bazııarı şöyleydi:
“Evlimisiniz?”,
“Evlenince kedi ne olacak?”,
“Çocuk olursa ne olacak?”,
“Tatile giderken bırakacak yeriniz var mı?”,
“Ekonomik durumunuz?”,
“Psikolojik durumunuz?”.
O dönemde annem işi gereği akşamları eve geç geliyordu. Biz babamızı oyalamak için ona şirinlikler ! yapmaya çalışınca ise, anlamadığımız bir nedenle babam dehşete kapılıyordu. 2. ayın sonunda babam “ya onlar, ya ben!” deyince, annem “onlar” dedi. Hiçbirimizin gidecek yeri olmadığı için, hepimiz kaldık ve birbirimizi anlamaya çalıştık. Sonrası kolay oldu.
Artık babam bizsiz yaşayamayacağını ifade ederken , 2 yıl sonra bahçe katındaki penceremize 3 aylık bir yavru kedi yanaştı. Annemin yemek tekliflerini geri çeviriyor, ille de eve girmek istiyordu. Ancak bu imkansızdı. O da gelirse, babam kesin gidecekti. Yaklaşık 3 ay annem onu bahçede besledi. Sonra 3 gün ortadan kayboldu, döndüğünde belden aşağısını sürüklüyordu. Bacağı kırılmıştı! Annemin yapacak bir şeyi kalmadığından, babama rağmen, hemen onu arka odaya aldı ve ameliyat ettirdi. O kirli gri şey, temizlenince pembe beyaz bir kız oluverdi. Annem ona da pembe kurdeleler takıp, mülakatlara başladı ama sonuç yine fiyasko! Kimse sınavları geçemedi ve adı Minnoş konarak, ailenin yeni ferdi oldu.

Hakan, canım kardeşim benim!
“Diyabetik Kedi” site yöneticisi





