Annesi Hilal YENER yazıyor:

İğdem.. 21.08.06  da sıcak bir yaz günü ansızın terk ettin bizi… ne çok zaman olmuş! Ama ben seni hiç unutmadım, unutamam da… nasıl unuturum. Bir Şubat günü pet shop vitrininde avuç içi kadar bir tüy yumağıydın…

 gözlerime nasıl baktıysan, konuşmadan ne söylediysen, bi anda alıverdim seni. Eve geldik, Filiz ablana sürpriz yaptık seninle… o günden sonra beş ev arkadaşıydık, iki muhabbet kuşu, bir iğde, iki de biz.

 

İlk gündü hastalandın, veterinere gittik hayatımızda ilk defa, bakımsız kalmıştın pet shop ta.. bi de 40 günlükmüşsün daha… ben o gün annen oldum senin, kendiliğinden, planlamadan, düşünmeden annen oldum. Gittiğim her yerden koşa koşa geldim eve, seni öpüp koklamak için… bebekler gibi baktım sana, sakındım. Her gece benimle uyudun… o kadar masum o kadar naiftin ki.. ben uyanmadan, yanımdan ayrılmazdın… ama sabahları Filiz ablanı uğurlamak için  mutlaka kalkardın. Ya da birimiz gece kalkıp su içecek olsak, üşenmez, gerinir peşimizden gelirdin, uykudan tam açamadığın gözlerinle… kıyamazdın ağlamama, yanımda ben teselliyim dercesine durur, anlam dolu gözlerinle bakardın. Konuşmayı bilmezdin bir tek… ona da gerek yoktu, ben anlardım. Sen varken daha bi güçlüydüm ben.. o pespembe patilerinle parmaklarımı bir bebek gibi sıkıca tuttuğunda dert kalmazdı ki bende… geceleri saklambaç oynardık seninle… bayılırdın. Gözlerin kocaman olurdu, bi de kaçarken “hur hur” derdinJ… kedileri miyavlar zannederdim ama senin anlamını zamanla kavradığımız kelimelerin vardı… Bir gün Filiz ablanla oynuyodunuz yine, kapı çaldı… kapıyı Filiz ablan açtı, sen oyunumuzu bölen bu davetsiz misafir kim? diye şaşkın şaşkın bakıyodun. Gelen komşuydu, elinde bir demir maşa “komşu, tehdit mi ediliyorsunuz?” demişti… çok güldük, komşu da uzun müddet güldü haline…

 Annenden o kadar erken ayrılmıştın ki, kum kabının yanına gider, n’apacağını bilmez bir tavırla içine girer, çoğu kez dışarı çıkar, kuma değil, parkeye yapardın tuvaletini… kızamazdım sana, kıyamazdım… hele de iç güdülerinle parkeyi kapatmaya çalışmana, başaramadıkça kısır bir döngü gibi oradan ayrılmayışına hem gülümser, hem de içim sızlayarak bakardım. Ben seni uzaklaştırıp temizlemeye çalışırken, sen de bana kıyamaz gelir elime nazikçe vurur, bırak derdin… ben sana hiç kıyamazdım.

 

İranlıydın, upuzun tüylerin vardı. Zaman zaman tıraş olurdun, bi gün veteriner tıraş ederken seni yaralamıştı… sonra da narkoz verip dikiş atmıştı… içim nasıl acımıştı. Narkozun etkisi ile sağa sola yıkılışını, bütün gece kalorifer peteğinde yaranı ısıtışını hatırladıkça o güzel gözlerine merhametli bir öpücük kondurmak istiyorum… ama yoksun.

 

Bi çok insan seni bana benzetirdiJ… ben gururlanırdım bundan… beraber iki kez tatile gittik seninle, sana kıyamaz, uçakla götürürdüm seni, adaya bile gittik, taşıma kabın olmadan.. o kadar uysaldın ki, kucağımda gezdin bütün gün… bir sürü çocuk resim çektirdi seninle… o güzel yüzün şimdi birilerinin albümünde… daha fazla resmini çekebilseydim keşke.

 

 İkinci tatilimizdi, ben doktora başvuruları için İstanbul’a geldim. Seni annemlere bıraktım. O sırada köydeki evdelerdi. Senin keyfine ise diyecek yoktu.. iki katlı ev senindi… dışarısı yemyeşil… dışarı çıktığında komando gibi yere yapışık yürümeyi orda bıraktın. Koştun, oynadın… ama ben hep yanındaydım. İstanbul’dan filiz ablanı da alıp yola çıktım. Sürekli seni konuşuyorduk. Ev sensiz bize çok ıssız gelmişti. Gelirken de sarılamamıştım sana, ne hikmetse çıkmamıştın karyolanın altından. Orduya geldik… gelmişken bir gün de Ordu’daki evde kalalım dedik. Aklımızsa sendeydi… akşam kardeşlerim ve Filizle Boztepe’ye çıktık. Tam o sırada kardeşime telefon geldi “iğde hastalandı” demiş babam.. “yola çıkıyoruz”… o bir saat nasıl geçti anlatamam. Gece yana yakıla veteriner aradık… dualar ettik. Meğer çoktan terk etmişsin bizi… Babam, annem, amcamlar geldiler. Babamın kucağındaydın. Geldiğinde sana sarılacağımı sanıyordum. Yaklaşamadım bile… 10 metre uzakta, kalakaldım. Filiz’e sürekli, sen dokun, belki yaşıyordur dedim. Filiz,  hala sıcak dedi. Bi an cesaretimi toplayıp baktım sana, patilerini, kuyruğunu gördüm… uyur gibi… ama bakamadım yüzüne… gözlerin açıkmış! Nasıl bakardım.

 

 Yalvar yakar bir veteriner getirdik… veteriner baktı, “çoktan ölmüş” dedi… nedenini saptayamadı… o anda veteriner bana o kadar duygusuz  geldi ki anlatamam. Yaşadığım acının şiddetinden olsa gerek.

 

Aynı saatlerde 60 küsür yaşındaki amcam, en yakın dostunu kaybettiğini öğrendi.. cenaze evine yola çıktılar… sen kucakta gelmiştin, bagajda döndün o yemyeşil köye… sırf ben göreyim diye getirmişlerdi seni… bakamadım. Babam seni bahçemize gömmüş. Aile mezarlığımızın olduğu köyümüze… Babam bana çok benzer, duygusaldır. “Nasıl gömdün, nasıl dokundun baba?” dedim… “ o İğdeydi, başımızın tacıydı” dedi. Babam o dönem oldukça kilo verdi.. kedileri çok sevmediğini sanan annem, seni öyle görünce kahrolmuş… kısa zamanda onlara da öyle sevdirmişsin ki kendini… halam da çok severdi seni, çok üzülmüştü… garip ki bu sene halamı da kaybettik… hayat çok ama çok kısa… bir gün bende olmayacağım bu dünyada… geriye bıraktığımız tek şey sevgi ve güzel anılar olmalı.. kin, nefret hiç olmadı benim dünyamda.. hiç de olmayacak.

 

O gün giderken bile çok şey öğrettin bize, ölümünü öğrenmeden evvel insanlara olan güvensizliğimizden bahsediyorduk. O gece sana veteriner ararken babam cüzdanını kaybetti, içerisinde bütün maaşı ile. Acımızı unutturmak için oyunlar oynuyordu hayat… ama kimse umursamadı.. sabah cüzdanı bulan kişi aradı, kaybolduğu gibi geldi… sanki insanlara da güvenin dedin bize.

 

 O gün tüm aile, sessiz bir sözleşme yapmış gibiydik. O günden sonra, gereksiz tartışmalardan, gerginliklerden itinayla kaçar olduk… sen kıymet bilmeyi öğrettin bize…

 

Günlerce yüz kaslarımızı hissetmeden dolaştık… bir gece, kapkaranlık Karadeniz sularına açıldık tekneyle… teknede herkes dans ediyor, eğleniyordu… Filiz ve ben sessiz, sedasız gökyüzüne takıldık… İstanbul’da bu denli yıldız yoktu… o uçsuz bucaksız karanlığa bakıp seni anarken, bir yıldız kaydı… acıyla gülümsedik.

 

Seni hatırladığımda, acıdan çok huzur sarıyor içimi… hep güzeli paylaştık. Ben seni kırmadım, sen de beni… ben senden razıyım, sen benden… anne gibi – evlat gibi…

 

O günlerde köyde bir akşam üstü kardeşim bağlamayla bir türkü çalıp, söylemişti… Filiz ablanla ben seni  düşünmüştük o türküde… ne zaman duysam o türküyü, tutamam gözyaşlarımı…

 

“ Yine yeşillendi de aman Germir Bağları hey..

Bakarım erimez, erimez dağların karı hey…

Arabaya taş koydum, ben bu yola baş koydum..

Seni gelecek diye sol yanımı boş koydum…”

 

 Sol yanını boş koyma İğdem… ben geldim… sana sarılamadım ama geldim. Kış aylarında kar altında yattığın o yemyeşil dağa yazları geldim… üzerinde biten çiçeklerden alıp kitabımın arasına koydum. İğdem.. güzel kızım. Sen bu hayatta başıma gelen en güzel şeylerden birisin. İsmi gibi güzel kokulu kızım… seni çoook seviyorum.

 

Annen…

 

Paylaşmak önemsemektir!

Share

0 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.