Yazar - Esin OZGANÖykülerimiz

Unutamadıklarım, Unutamayacağım ve Unutmak İstemediğim Anılarım

1990' lı yılların ortasındayız. Simdiki ortağım (aynı zamanda yegane dostum, kardeşim, yol arkadaşım, kader ortağım-herkese nasip olmaz böylesi bir ortak bilesiniz), büyücek bir fabrikanın kuruluşundan-ürün ihracatına kadar her taşın altına elini, beynini, yüreğini koymuş dünya/öteki dünya dostumun işyerindeyim, Ankara'ya yakın bir ilin bir ilçesinin bozkır arazisinde kurulmaya başlamış fabrikasında.

 

Duman'ın kulubesi; fabrika inşasıyla eşzamanlı kurulmuş,

 

Çam ağaçları, Kağızman'dan getirilen elma fidanları da öyle…

 

Eeee bi de ben gitmişim, Şanslı kedisi eksik olur mu o fabrikanın…Şanslı, bensiz yatar mı o şantiye yatağında..

 

İşte o günlerden birinde, parantez içindekileri yeniden yazmama gerek olmayan şimdiki ortağım Ankara'ya yakın olan o ilin merkezinde makinacılarla görüşmeye gitmiş. Bizlerse o ilçedeyiz. İşçilerden ikisi (bakmayın işçi dediğime o güzel kardeşlerim Ahmet'imi, Ziya'mı unutmak mümkün mü) koşarak geldiler "abla, abla ÇİRKİN' e birşeyler oluyor". Çirkin; saf kan Kangalımız Duman' ın arkadaşı. Kulübeleri yan yana. Arka ayaklarını merkez yapmış dönüp duruyor, anlamıyorum-anlayamıyorum ne olduğunu.. Birden aklım çalışıyor "kamyoneti çalıştırın çabuk" diye bağırıyorum, "ilçeye-veterinere yetiştirelim, çabuk çalıştırın kamyoneti.."

 

Veterinere (!) yetişiyoruz, kamyonetin arkasında ben ve çirkin, kucaklayarak indiriyoruz Ahmet'imin yardımıyla.

 

"Zehirlenmiş bu" diyor umutla gittiğimiz sağlıkçı.

"Ne yapacağız" diyorum ben.

"Öldürün" diyor aynı zat.

"Nasıl öldürelim, sizde uyutucu bir iğne/ilaç yok mu" diyorum ben.

 

Çünkü O'nun acı çekmesine dayanamıyorum, uzmanı söylemiş ölmesi gerektiğini, kendi AKILSIZLIĞIMLA ölümlerden ölüm beğendirmeye çalışyorum ÇİRKİN' e..

 

İşte o an-o saniyelerde sağ elinde baston niyetine kullandığı değneği ve hangi zaman diliminde olursa olsun yüzünü-gözlerini unutamayacağım o yaşlı dede:

 

"ÇIKMADIK CANDAN UMUT KESİLMEZ, BASIN YOĞURDU-BASIN TUZU…." diyor, ben zavallı akılsıza..

 

Her saniyesi gözlerimin önünde.. Yakın bakkal.. Tuz.. Yoğurt…

 

Kolumun dirseğine kadar, uzanabildiğim yerdi Çirkin'in boğazı tuz ve yoğurdu basabildiğim gırtlağı..

 

Bir, bir avuç TUZ

Bir bir avuç YOĞURT..

Bir avuç TUZ daha,

Bir avuç YOĞURT daha..

 

Çirkin, birden geri geri hareket etmeye başladı ve sonra yeşilimsi sarı bir kusmuk. Avuç avuç kustu.

 

İnsan kusmuk görünce ne yapar?

 

Biz sevindik…Biz çığlıklar attık:

 

"Hadi bi daha kus ÇİRKİN, bi daha kus, biz temizleriz, sen yeter ki kus.."

 

O kusmukları avucumuzla temizledik… 

ÇİRKİN bize kuyruk sallarken…

 

N'olur hiç unutmayın olur mu: "ÇIKMADIK CANDAN UMUT KESİLMEZ' MİŞ…"

 

Tanrı razı olsun O dededen, yaşıyor ise uzun ömür versin – gittiyse dünyamızdan mekanı cennet olsun..

 


 

Çirkin için

Bu dünyanın yegane akıllı ve üstün yaratığı olmadığımızı anlamak için, ille de kafamıza vurulması gerekiyor. Bu da o balyozlardan biri. Dilerim tekrar öyle bir karar eşiğine gelmemiz gerekmez. 

H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU 

 

 

Paylaşmak önemsemektir!

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.