Değerli Dostlarım,

Diyabet konusunu yeniden ele alıp, adım adım her safhasını detaylarıyla işlemeye başlayacağımız yazı dizimize, Tarçınımın diyabetini düzene sokmam ve 20 yıl bu hastalığa rağmen kaliteli bir yaşam sürmemiz konusunda değerli bilgileri ve destekleriyle yanımda olan www.felinediabetes.com isimli sitedeki, FDMB üyeleri Michele (hemşire) ve Esse tarafından hazırlanan yazı ile devam etmek istiyorum.

Diyabet Nedir, Ne değildirin Farkını Anlamak

Veterinerden henüz haber aldınız, tüylü dostunuz diyabet hastası! İnsülin iğneleri, kan testleri, şeker değerleri, enfeksiyon… Hayatınız birden alt üst oldu.

Hepsi bu kadar mı? Hayır, elbette değil. Daha diyabet hakkında öğrenilecek ve yapılacak çok şey var. Ama üzülmeyin, her şey yoluna girecek.

Diyabeti anlamak, başlamanın en iyi yoludur. İhtiyacınız olan ilk bilgiler, diyabet nedir, ne değildir, vücutta neler olup bittiği ve diyabetin nasıl kontrol edileceğidir. Çok kısa sürede, durum sizin kontrolünüze geçecektir.

Vücudun, yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan enerjiyi üretmek üzere belirli bir miktar şekere ihtiyacı vardır. Vücudun temel yapı taşı olan hücreyi küçük bir küre olarak düşünün, içinde giriş ve çıkış ‘kapıları’ olsun. Kan yoluyla tuz, şeker ve protein gibi bazı maddeler özel ‘kapılar’dan hücreye girer ve hücrenin işini yapabilmesi (başka bir hücre oluşturmak, hormon üretmek, enerji sağlamak veya daha fazlası) için ihtiyaç duyduğu maddeleri sağlar. Bazı hücrelerin birden fazla, bazı hücrelerin sadece bir veya iki görevi vardır ancak hepsi de vücut sağlığı için önemlidir.

Özellikle şeker için hücre kapısının üzerinde bir kilit vardır. Bir hormon olan insülin de bu kilidin anahtarıdır. İnsüline “anahtar” diyorum çünkü ancak bir şeker ve bir insülin molekülü bir araya geldiğinde, insülin hücre kapısını açar, şekeri içeri alır ve arkasındaki kapıyı kapatır. İnsülin olmadan kapıyı açmanın yolu yoktur. Şeker gün boyunca kapıyı çalabilir ama kapı açılmaz çünkü hücre kapıyı açıp, şekeri tek başına içeri alamaz. Ancak hücrenin şekere ihtiyacı vardır. Enerji üretmek, yeni bir hücre duvarı yapmak ya da bir protein oluşturmak için hücre, şeker olmadan işini yapamaz. Her canlı hücrenin özellikle de beyin hücrelerinin şekere ihtiyacı vardır ve eğer mevcut değilse, sistemde bazı şeyler aksamaya başlar. Vücut enerji üretemez ve enerji olmadan kan akışını sürdürme, sinirlerden gelen sinyallerin gitmesi gereken yerlere ulaşmasını sağlama ve sonunda nefes alma ve düşünme eylemleri etkilenir ve durabilir.

Özetle, insülin kapının anahtarıdır. İnsülin yoksa şeker hücrelere ulaşamaz. Hücrelerin şekeri yoksa işlevlerini yerine getiremezler.

Peki şeker nereden sağlanıyor?

Çoğunlukla yediğimiz yiyeceklerden. Yediklerimizde şeker vardır: şekerli kahve ve çay gibi, proteinlerdeki şeker (et ve baklagiller gibi) ve karbonhidratlardaki şeker (ekmek, patates, tahıllar, pirinç, makarna gibi). Kediler insanlardan daha az karbonhidrata ihtiyaç duyar, bu yüzden onlara karbonhidrat verdiğimizde, bu kullanamayacakları şeker olarak ortaya çıkar. Kediler aslında şekerli içecekler içmez veya dondurma yemezler. Vücutları, hücrelerinin ihtiyacı için gerekli olan şekeri şekerli malzemelerden veya karbonhidratlardan değil, proteinden almak üzere tasarlanmıştır (bu konuda daha fazla bilgi için, Dr. Peirson‘ın kedi diyetine ilişkin makalesine bakabilirsiniz).

Sistemde çok fazla şeker olduğunda, diğer organlar fazla şekeri temizlemek için daha fazla çalışmak zorundadır. Karaciğer, böbrekler ve dolaşım sistemi yüksek vitese geçer ve ekstra şekeri vücuttan atmak için ellerinden geleni yaparlar. Karaciğer şekeri alır ve ileride kullanmak üzere depolar. Buna rağmen ve hala fazla şeker vardır. Bu defa şeker, böbreklerden idrar yoluyla vücuttan dışarı atılır. Ancak bazen karaciğerin deposu dolu olabilir, böbrekler daha fazla şeker alamaz ve durum değişene kadar şeker kanda birikir. İşte o zaman “yüksek” kan şekeri değerleri ortaya çıkar.

Peki insülin nereden geliyor? Pankreastan. Pankreas, midenin üstünde ve karaciğerin yanında bulunan yumuşak bir doku parçasıdır. “Beta hücreleri” adı verilen ve sadece insülin hormonu üreten özel hücreleri vardır ve insülin yapmak dışında başka hiçbir işleri yoktur. Vücut, hücrelerde yeterince şeker olmadığını fark ettiğinde, pankreastan insülin salınır, insulin bir şeker molekülü arar ve ihtiyaç duyan hücreye ulaştırılmasına yardım eder ( düşünme, sinir iletimi, hareket veya yeni hücreler oluşturmak için gerekli olan enerji için).

Peki, neden yeterli insülin salgılanmaz? Beta hücreleri bir şekilde hasar görmüş olabilir. Bu durum bazen geçici, bazen kalıcı olabilir. Virüs, enfeksiyon, travma, bazı ilaçlar (steroidler) veya hatta çok fazla şeker veya karbonhidrat tüketimi buna neden olabilir. Ama sebep ne olursa olsun, beta hücreleri artık çalışmamaktadır yani şekeri hücreye iletmek için insülin üretememektedirler. Bu, hücrenin görevlerini yapamayacağı anlamına gelir ve diyabet olarak adlandırılıyor.

Bu durumda, kan dolaşımında yüksek şeker değerleri ölçülür (glucometre insülin eksikliği nedeniyle hücrelere iletilemeyen şekeri ölçer). Ayrıca çok fazla idrara çıkma ve çok fazla su içme, çok acıkma, kilo kaybı, saç dökülmesi, cilt değişiklikleri gibi belirtiler de görülür. Çünkü hücrelerin işlerini yapmasına izin verecek olan şeker yoktur.

İnsülin dışarıdan vücuda verildiğinde, vücudun doğal olarak üretemediği hormonu yerine koymuş oluruz. Verilen insulin, şekeri kan dolaşımından hücrelere alır ve hücrelerin görevini yapabilmesi için kullanmasına izin verir. Yeterli insülin hormonuna ve doğru şeker dengesine sahip olduğunuzda, idrara çıkma normalleşir, iştah normale döner, saç uzaması tekrar başlar ve enerji geri gelir. Neden? Çünkü tüm hücreler ihtiyaç duyduklarını alıp, işlerini tekrar yapmaya başlarlar.

Tüm bunların nedeni, insülin adı verilen küçük bir hormondur.

Ancak insülin fazlalığı, az olmasından çok daha tehlikelidir. İnsülin moleküllerinin hücre kapısının yanında durduğunu, geçecek şekerin yolunu beklediğini, gizlendiğini hayal edin. Bir şeker molekülü geldiğinde, insülin onu kaçırır, hücreye atar ve kapıyı kapatır (ben buna “Gestapo İnsülin” diyorum). Bu durum bir süre daha devam ederse, hücrelerin geri kalanı için yeterli şeker kalmaz. Bu yüzden şekeri sisteme geri koyarak, düşük şekeri tedavi ederiz (böylece ‘Gestapo insülin’i kullanabilir ve ihtiyacı olan hücrelerin almasına ve işlerini yapmasına izin verebiliriz). Düşük şeker olayını şeker ile desteklemenin ardındaki fikir budur. Fazla insülini yok ediyoruz ve gerekli şekerin hücreye girmesi için şeker ve insülin dengesini oluşturmaya çalışıyoruz. Ancak şekeri kaçıran ve bulduğu ilk hücreye atan aşırı aktif bir insülin molekülü ile değil.

Bu nedenle dengeyi bulmak (şekerin insülinle doğru oranı) önemlidir. Bunu yapmanın tek yolu, kanı sık sık test etmek ve kanda ne kadar şeker kaldığını ve orada durduğu süreyi saptamaktır. Bu bilgilere dayanarak, insülini azaltabilir veya artırabilir ve hücrelerin bu işi yapmak için sürekli, düzenli bir şeker kaynağına sahip olmasını sağlayabiliriz. Kan dolaşımında ne kadar şeker olduğunu bilmek, hayati önem taşır çünkü “Gestapo insulin”in oluşmasını istemeyiz. Bunu bilmenin tek yolu test yapmaktır. Tekrar ve tekrar test yapmak…

Diyabet, anlaşılması oldukça kolay bir hastalıktır. Ancak gerçekten anlamak önemlidir çünkü anahtar, şeker ve insülin hormonu arasındaki dengedir. Buna “şeker dansı” denir (şeker ve insülinin hücrelerde içeri girişi ve dışarı çıkışı, vücudun herhangi bir nedenle yapamadığı insülinin yerine konulması ve doğru miktardaki insülinin verilmesi). Kanda yeterli şeker olmalı. Çok fazla veya çok az değil. Bunlar gıdaya, strese, mutluluğa bağlı olarak günden güne, hatta bir gün içinde saatten saate değişkenlik gösterebilir.

Peki çok işeme, aşırı susuzluk, kuruyan saçlar, kepek, kilo kaybı neden olur?

Çok fazla işemenin nedeni, böbreklerin: “hey, burada çok fazla şeker var. Biraz süzüp idrarla atalım ve ondan kurtulalım” demesidir. Böbrekler işe koyulur, kısa sürede çok fazla idrar üretir ve mesaneye inip, dışarı atılmasına izin verir.

Susuzluk neden? Çünkü vücut şekerden kurtulmak için idrarla şekeri atmak amacıyla vücudun geri kalanından su çeker ve işeme gerçekleşir. Ancak vücut, böbreklerin normalden daha fazla su kullandığını fark eder ve “hey, daha fazla suya ihtiyacımız var!” diyerek, susuzluk hissini tetikler, bu yüzden su içme isteği artar. Vücudun idrar üretimi aşırı hızdadır ama vücudun diğer organlar için de yeterince suya sahip olması gerekir ve büyük bir susuzluk başlar.

İşeme ve su içme tamam. Peki açlıktan ölüyormuş gibi yemek yemek niye?

Vücudun hücreleri, kanda olmasına rağmen (kapı ve anahtarı hatırlıyor musunuz?) şeker alamadıklarını düşünüyorsa, vücut “hey, biraz gıda alın, böylece şeker parçalanıp enerji için hücrelerin içine şeker girsin. Biz açlıktan ölüyoruz !!” der. Sorun şu ki, bu aslında yiyecek eksikliği değil, şekeri hücrelere alacak insülin anahtarlarının eksikliğidir ama hücreler bunu bilmiyordur. Daha fazla yiyecek gelirse, ihtiyaç duydukları şekeri alabileceklerini sanırlar. Yanlış bir mesaj ama durum budur. Vücut hayatta kalmaya çalışırken, hücreler de işlerini yapmaya çalışır ancak şeker yetersizdir (çünkü kapı kilitlidir ve anahtar insülindir), yapamazlar. Böylece açlık tepkisi tetiklenir ve daha fazla yiyecek tüketilir. Tabii ki, bu durum kan şekerini daha da yükseltir, karaciğerin çok fazla şeker depolamasına neden olur ve daha sonra böbrekler, kandaki fazla şekerden kurtulmak için fazla mesai yapar, bu da elbette daha fazla işemeye ve daha fazla su içmeye yol açar. Kısır döngü, değil mi?

Peki, neden kilo kaybı olur?

Çünkü eğer vücut ona yiyeceklerle gönderilen malzemeleri kullanamazsa, deposuna yönelecektir. Depo, vücudun sahip olduğu depolanmış ‘yağ’dır ve tam da bu durumlar (açlık zamanları) için saklanmaktadır. Hücreler depoya baskın yapar, boşaltır ancak depo yeniden doldurulamazsa (kilidi açmak için insülin olmadığından), vücut depolanan tüm yağları tüketir ve daha sonra kendini parçalamaya başlar. Böylece beyin, kalp ve akciğerlerdeki hayati fonksiyonlar azalır. Kilo kaybı, depo baskınından kaynaklanır. Ve vücuda yiyecek girmesine rağmen, hücreler bunu kullanamaz. Çünkü kapının kilidini açmak ve yenen yiyeceklerden gerekli şekeri almak için insülin yoktur.

Vücut, depolanan yağdan yeterli gıda ve şekeri alamazsa, kaslara yönelir. Bu süreci, sanki dışarıda kötü bir kar fırtınası olan bir ev gibi hayal etmek bize anlamakta yardımcı olabilir. Diyelim ki, bu fırtına şiddetleniyor. Buzdolabındaki her şeyi yedik, odunluktaki tüm odunları yaktık. Şimdi üşüyoruz ve açız. Kilere girmeye başlarız ve kısa sürede oradakilerin de hepsini tüketiriz. Sandalyeleri ve yemek masasını da ısınmak için yaktık. Fırtına daha da şiddetleniyor ve görünürde bir yardım umudu yok. Şimdi ne yapacağız? Dolapları sökmeye ve yakacak odun olarak kullanmaya başlayalım. Sırada sabit raflar ve sonra duvarlar var. Vücudun kasları parçalayarak yaptığı şey de budur. Hayati sistemleri devam ettirmek için evin tüm yapısını (beden) kaynak olarak kullanmak.

Tüm yağlar tükendikten sonra, vücut besin kaynağı olarak kaslara döner. Çünkü hayati fonksiyonları korumak ve kasların yapıldığı proteini parçalamak için kendini yeniden onarmaya çalışacaktır. Bu ciddi bir sorundur. Hücre, ihtiyaç duyduklarını bu hasarlı kaslardan alır ve gerisinin kanda kalmasına izin verir. Bunlar kan yoluyla böbreklere ulaştığında, böbrekler yine aşırı hızlıdır, keton adı verilen bu maddelerden kurtulmaya çalışır ve idrarla dışarı atar. Ketonlar protein fazlalığı veya kastan geriye kalan maddelerdir ve şekerin hücrelere girmesine izin verecek olan insülinin kanda olmamasının bir sonucudur. Vücut kasları (“evin” dolapları ve duvarları) parçalar ve bu yan ürünlere ketonlar denir.

Ketonlarla ilgili en büyük sorun, böbrek filtrelerini ve toplama noktalarını tıkamasıdır. Bir drenajdaki saçlar gibi. Birikmiş saçlar ve tıkanmış tahliye borusu. Yani ketonlar drenajı tıkarsa, böbreklerin vücuttan göndermesi gereken maddeler (şekerler, aşırı protein artıkları ve toksinler) kanda kalır ve kısa sürede böbrekler bu şartlar altında çalışamaz hale gelir ve ellerini kaldırıp greve giderler. Buna “akut böbrek yetmezliği” denir ve oldukça ciddidir.

Oysa insülin olsaydı, hücreler ihtiyaç duydukları şekeri alırlardı. Çünkü insülin şeker girişi için anahtar sağlar, hücrelerin kasları parçalamak için beklemeleri gerekmez, enerji üretmek için başka kaynaklar bulmak zorunda değildirler. Açlık moduna girmezler ve susuz kalmazlar çünkü böbrekler vücuttaki tüm suyu tüketmemiştir. Her şey olması gerektiği gibidir ve hiçbir yedekleme sistemi tetiklenmez. Hücreler çalışır, vücut için gereken enerjiyi üretir ve denge sağlanır (“homeostaz”).

İnsülin desteği gerekir çünkü vücuttaki her işleyişin temeli budur. Diğerlerinden daha önemli bir hormondan bahsedilecekse, bu insülindir ve tehlikeli bir hormondur. İnsülin dışarıdan verildiğinde, her zaman “Gestapo İnsülin“in ortaya çıkarak, düşük şeker olayına (‘hipoglisemi’) neden olma ihtimali vardır. Bununla başa çıkmanın yolu, Gestapo’yu tüketmek (onlara işleyebilecekleri şekeri vermek), yormak ve parçalamaktır.

İnsülini dikkatli kullanın. “Düşük dozda başlayın, yavaş ilerleyin” slogan budur.

Başlangıçta çok fazla insülin vermeyin çünkü dostunuzun gerçek şeker düzeyini bilmiyorsunuz. İnsulin dozunu artıracaksanız, bunu çok yavaş yapın. Şeker değerinin düşmesini, yapacağınız ölçümlerle dikkatle izleyerek, “Gestapo Insulin”in oluşmasını önleyin. Diyetinizi yüksek proteinli, ultra düşük karbonhidratlı bir diyetle değiştiriyorsanız, yüksek dozda insülin yapmayın. Kedi sahiplerinin, duruma göre diyet değişikliği yapmaları gerekebilir. Ancak buna düzenli test yapılarak karar verilebilir. Diyeti değiştirdikten sonra insulin dozunu değiştirebilirsiniz ancak aynı anda değil. Aksi takdirde, hangisinin etkili olduğunu bilemezsiniz.

Testler ve enjeksiyonlar hakkında bilgilere boğulmadan önce başarabileceğinize inanın. Bazı iniş çıkışlar yaşayacaksınız ancak siz ve tüylü dostunuz birlikte öğreneceksiniz. Çok fazla bilgi var ama size yardımcı olacak pek çok insan da var. Bunu başarabilirsiniz!

Özetle diyabet budur. Hastalık, hem insanlar hem de kedigiller için yaygın, hayati, kronik bir konudur. İyi haber şu ki, kedigillerde bazen bu beta hücreler tatilden geri döner, iyileşir ve çalışmaya başlar! Bu geri dönüş insanlarda olmaz… Kediler bu anlamda şanslılar diyebiliriz…

Kaynak: http://www.felinediabetes.com/diabetes-info.htm

Anahtar Kelimeler: kedilerde diyabet, kedi ve diyabet, diyabet ve kedi, kedilerde şeker hastalığı, kedi ve şeker hastalığı, şeker hastalığı ve diyabet, kedilerde kan şekeri, kedi ve kan şekeri, kedilerde yüksek kan şekeri, kedi ve yüksek kan şekeri

Paylaşmak önemsemektir!

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.