Yazar - Eda DAĞDEVİRENSAĞLIK

Kedilerde Bağırsak Hastalıkları 1 (Neko)

Neko ile tanışmamız… Size tedavi sürecinden bahsedeceğim kızımı tanıtmakla işe başlamak istedim. Onun hastalığının tedavisinde, tüm hayvanlarda olduğu gibi geçmişinin de büyük önemi var çünkü. Hiç hesapta olmayan bir şekilde muhtara gitmem gerekti. İçeri girdiğimde yerdeki halıda yatan, yattığı yerde de kan olan bir yavru kedi gördüm. O kadar ufaktı ki, sigara paketi kadar bir şeydi. Kızıl kahve tüyleri olan bir tekir. Kuyruk ve popo bölgesinde de kurumuş kanlar vardı.

Trafik kazası geçirdiğini sanarak muhtarla konuştum. Kaza geçirmediğini, her geçen gün daha da artan bir şekilde poposundan kan geldiğini ama nedenini anlamadıklarını söyledi. Annesi trafik kazasında ölmüş, bu gariban da muhtara sığınmış. Gece olup muhtarlık kapanınca kapının önüne koyuyorlarmış mecburen, bizimki hep ağlıyormuş.

Normalde insanların böyle hayvanları umursamaz tavırlarına çıkışır, kızarım. Bir veterinere gösteremediniz mi diye. Muhtarımız o kadar yaşlı ve bacaklarından hasta idi ki zaten bu olaydan sonra 1 ay geçmeden vefat etti. Muhtarımız kedileri severdi, hep kapısının önünde su ve kuru mama dururdu. İçeride de kediler yatsın diye minderler, halılar vardı.

Tam o sırada bizimki uyandı, başını sanki altında görünmez bir el varmışçasına yavaş ve zorlanarak kaldırdı. Hemen yanında yatmakta olan erkek bir kedinin yanına doğru yavaş ve titrek adımlarla yürüdü ve emecek bir meme aramaya başladı. Erkek olan kedi onu patisiyle ittirdi, sanırım dövmek için çok çaresiz buldu. Bizimki diğer bir kediye yöneldi, başladı onun memesini yoklamaya. Bu seferki kedi ise yerinden kalkıp gitti. Emecek bir meme bulamadığı için yerlerde duran kuru mamalara yöneldi. Bir iki tanesini yedi, yemeye çalıştı ama yoruldu ve bıraktı.

Ben bunları ağlamaklı gözlerle seyrederken yavruyu oradan nasıl kurtaracağımı düşünmeye başladım. Acaba muhtar, yavruyu bana verir miydi? O sırada muhtar işlemimi yapmış evrakları getirmişti. Kafamı çevirdiğimde yavru orada yoktu, nerede bu derken paçamda bir ağırlık hissettim. Bizimki paçamdan yukarı tırmanmaya başlamıştı bile. Bu beni çok etkiledi. Elime aldım, burnunu boynuma soktu ve hırlamaya çalıştı. Patileriyle bana masaj yapmaya başladı. Ben tamam dedim, senin buradaki işin bitti, eve gidiyoruz. Kediyi veterinere götürmek istediğimi söyledim, muhtar buna çok sevindi ve kızımı koynuma sokup arabaya doğru yürüdüm. Tüm yol boyunca koynumdan çıkan kafasını sağa ve sola çevirmekten başka bir hareket yapmadı. O kadar mecalsiz, yorgun ve dermansız bir yavru kedi hiç görmemiştim.

Gittiğimiz ilk veteriner onu muayene masasına koydu, tüylerine pire ilacı sıkana kadar poposundan birkaç damla kan gelmişti bile, bunu görünce bu kedinin kurtulamayacağını ve elinde İran kırması yavru bir kedi olduğunu, bu yavruyu bulduğum yere bırakmamı ve İran kedisini almamı söyledi. O kadar sinirlendiğim başka anlarım olmuş mudur hatırlamıyorum, hemen oradan çıkıp bir hayvan hastanesine gittim. Orada da kurtulmasının çok zor olduğunu söylediler, kanlı ishalin birçok nedeni olabileceğini, para ve zaman kaybını göze alacaksam deneyebileceklerini ama fazla umutlanmamamı söylediler.

Ağzındaki dişler çifter çifterdi, inanılmaz ama süt dişlerini dökememiş, yeni dişleri onların üstüne çıkmıştı. Vücudu zayıf düşen dirençsiz hayvanlarda görülürmüş. Zaten o kadar halsiz ve yorgundu ki mamasını yiyemediği için ufalayıp sulandırmam gerekiyordu. Geceleri yatağımdan kalkıp nefesini kontrol ediyordum. Ölmesin, dayansın diye o kadar çok dua ettim ki… Hoplayıp zıplayarak oynaması gereken bir yaşta sanki çok yaşlıymış gibi davranıyor, halsiz ve yorgun görünüyordu.

O gün parazit ilaçlarıyla başlayan ve operasyonlara kadar uzanan 7 aylık zorlu bir tedavi sürecinden sonra kızım iyileşti. Kaç veteriner değiştirdik, kaç teşhis kondu, hatırlamıyorum. Maalesef ender görülen rahatsızlıklarda, çoğu veteriner faydalı olamıyor. Bu uzun ve zorlu süreçte yaşadıklarımız bana çok şey öğretti, hatta bazen konulan teşhisle ilgili veterinerlerle tartışıyor ve haklı çıkıyordum. Bu bana güç verdi, istek verdi. İkinci üniversite olarak veterinerlik okumaya karar verdim. Seneye mezun olacağım, 40’ına merdiven dayayan bir üniversite öğrencisi yaptı beni kızım.

O benim mucize kızım, güçlü kızım, yaşam isteğiyle dolu güzel kızım. Adını, ona şans getirsin diye Japonlar’ın geleneksel uğurları olan Maneki-Neko’dan aldım. Şimdi kızım çok iyi, çok sağlıklı. Hastalığından hiç eser kalmadı.

Onu çok seviyorum.

NEKO’NUN TEDAVİSİ

 Evde zaten bir kedim olduğu için Neko’nun hastalığı tam olarak teşhis edilene kadar onu kapalı balkonumda karantinaya aldım. Bu diğer kedimi korumak ve Neko’yu da daha iyi gözlemlemem içindi. Çünkü Neko’nun ne hastalığı olduğunu bilemiyorduk. Ayağıma giydiğim terlikle eve girmiyor, elimde hep eldiven bulunduruyordum.  Bazı veterinerler zoonoz (İnsana da geçebilen) bir hastalığı olabileceğini söyledikleri için ağzıma da maske takıyordum. Çamaşır suyu, dezenfektan kullanmaktan ellerim yarılmıştı. Eşim de bu komik halimi görüntülemişti, şimdi hatırlamak bile istemediğim o günlerin anısıdır…

Kanlı ishal.

İshal zaten başlıca bir belirtidir, hastalık habercisidir. Her dışkıda kan, uyurken bile makattan akan kan.
Asıl bunun nedeni nedir?
Akla ilk gelen parazitler oldu. Sanılanın aksine kedilerde bulunabilecek o kadar çok çeşitte parazit vardır ki uygun ilacı bulamazsanız asla yok edemezsiniz. Dışkı testi bunun için tek yoldur. Testte çıkan parazit çeşidine göre uygun ilaç tespit edilir. Biz test yaptırdıkça parazitin çıkmaması bizim de test yöntemlerini değiştirmemize neden oldu. Neko, ilk gün veterinerde verilen parazit hapından sonra sadece bir tane askarit düşürmüştü. Buna rağmen kanlı ishali devam ediyordu. Birçok çeşit test yapıldı, boyama teknikleri, kültür uygulandı ama hiçbir parazit bulunamadı. Mikrobiyoloji laboratuarlarında ekim yapılarak ender görülen türden parazitler bile arandı. Sonuç sıfır, parazit yok. Yok da neden ishal ve kan kesilmiyor?
Kanı ile ilgili bir sorun olduğunu sanıp kan sayımı yaptılar. Bağırsaktaki eski bir yara iyileşemiyor olabilir diye. Kanı pıhtılaştırıcı ilaçlar, k vitamini ve iç kanamayı durdurucu ilaçlar kullandık ama kanama kesilmedi.

Bağırsakta cam, kemik, iğne, vb… yabancı cisim olabileceği ve kanamaya bunun yol açabileceği düşünülerek röntgen çekildi ama bağırsaklar temiz çıktı. Daha sonra ise metal olmayanların röntgende görülemeyeceğini öğrendik. Baryumlu röntgen denilen bir yol denendi. Neko uyutularak bağırsakları baryum ile boyandı ve o şekilde röntgen çekildi. Bu çekim bize istediğimiz cevabı verdi, Neko’nun bağırsaklarının üçte ikisi yara içindeydi. Bu haldeyken dışkı kana karışıp zehirler, yaşaması mucize dediler. Kolit veya Proktit olduğunu, bu tür hastalıkların insanlar da görüldüğünü öğrendik. Bunun çok çeşitli nedenleri olabiliyor. Genetik, beslenme, mikroplar, kanser… Nedeni bulursak tedavi edebilirdik ama tümüyle iyileşmeyebilirdi, bu hastalıkla yaşayan binlerce insan gibi uygun bir diyetle ömür boyu ilaç tedavisi görmeliydi. Parazit ilaçlarıyla mevcut yarayı büyüttüğümüzü ve durumunun kötü olduğunu söylediler. Onu bu halde yaşatmak, sonu olmayan bir tedavi sürecine sokmak işkenceymiş, bu hastalıkla ilgili yeterli bilgi yokmuş, ilaç yokmuş….

İşe beslenmeyi uygun hale getirerek başladım. Haşlanmış lapa pirinç ve pirinç suyunu her mamasına kattım. Kuru mamayı bu suyla ıslatarak verdim. Yoğurt iyi ve faydalı bakteriler içerdiği için az miktarda kullandım. Bilhassa yoğurdun yeşilimsi suyu sindrim sistemi florasındaki faydalı bakterileri destekler. Süt bu konuda verilecek en yanlış besindir. Asla süt kullanmadım. Bağırsak ve sindrim hastalıkları için özel üretilen “İntestinal Formula” mamalar kullandım. İshaline iyi geldi tabii ama ishalin esas nedeni bulunup yok edilmezse bunlar sonsuza kadar çözümü oluşturamazdı.
Kızım yaşamak istiyordu ve ben de onu yaşatmak. Onu ilk eve getirdiğim gün koynumdan indirememiştim, beni emmeye çalışıyordu. Hep kucağımda olmak, başını saçlarımın arasına sokmak istiyordu. Uyuduktan sonra yanından ayrılabiliyordum. Beni görünce deli gibi seviniyor, göremediğinde ağlıyordu. O gün kızıma söz verdim, “yılmak yok başaracaksın” dedim. “Bunu beraber atlatacağız. Yeter ki sen yaşamak iste”. Ona asla bunu yapamazdım ve yapmadım da.

Bağırsak hastalıklarını araştırmaya başladım, dünyadaki insanların beşte birinin bağırsak hastası olduklarını öğrendim. Proktit’in kolitle bağlantısını, bu hastalığa yol açan bakteri ve mikropları, kullanılan tedavi yöntemlerini ve ilaçları, uygulanması gereken beslenme yöntemlerini araştırdım. Veterinerlik fakültelerine gittik, o meşhur, tavsiye üstüne tavsiye edilen hocalar bile “bunun tedavisi yok, gittiği yere kadar” dediler.

Neko, çok oyuncu ve sevgi doluydu, iştahı da yerindeydi. Gün geçtikçe toparlıyor ve güzelleşiyordu. Onu görenler “bu kedinin neresi hasta” diye şaşırıyorlardı ama kanlı ishal hala devam ediyordu. Bir nedeni olmasa bu hastalığı daha bebek yaşta edinmesi imkansızdı.

Araştırmaya devam ettik, yine testler, filmler. Yaraları neyin açtığını bulamadık ama asıl önemli olan bu yaralardan nasıl kurtulacağıydı. Bağırsak florasında bir denge vardır. İyi bakteriler ve kötü bakteriler. Aslında bu flora bakterileri arasındaki denge hemen hemen tüm sindirim organlarında mevcuttur. Neko’nun kullandığı ilaçlar bu dengeyi bozmuş olabilirdi. İlaçlar genel için üretilir, kötü bakterileri yok eden ilaçlar genel dengeyi bozabilir, iyi bakterilere de zarar verebilir. Bağırsakların iyi bakterilerini arttırabilirsek yaralar daha çabuk kapanabilirdi. Bu yönde ilaçlara başladık. Şimdiki veterinerimiz özel bir dışkı testi yöntemiyle Neko’nun dışkısını inceledi. İçindeki besin maddelerinin tam sindirilmediğini fark etti. Bunun üzerine bu yaraların yanı sıra ince bağırsaklarına da bakılması gerektiğini söyleyince oraya yönelik. Cevap da ince bağırsaklarda bulundu, Neko’nun bağırsakları spastikti. Gelişmemiş, az gelişmiş. Üstelik spazmları vardı. Hemen yeni bir tedavi sürecine girildi, bağırsak spazmları dışkıyı henüz işlemi tamamlanmadan dışarı attırıyor, bu yüzden dışkı ishal olarak çıkıyordu. Üstelik spazmlar nedeniyle kalın bağırsaktaki yaralar iyileşemiyordu. Bağırsak spazmlarını önleyici ilaçlar işe yaradı ve inanılmaz bir şekilde spastik olan bağırsaklar gelişti, iyileşti. Kalın bağırsağındaki yaraları küçülmeye başladı.

Yaraların tamamen iyileşmesine ve ishalinin kesilmesine rağmen hala dışkısında kan vardı. Kızgınlığa girmişti, bu da kanamaları tetikledi ve yaralarını tekrar açmaya başladı. Veterinerim, Neko’nun bu boyutlarla iyileşse bile asla yavru doğurmaması gerektiğini, hayatının riske gireceğini söyledi. Hemen kısırlaştırdık, veterinerimin deyimiyle kitaplara geçecek bir operasyonla 15 günlük bir süreç içinde kısırlaştırıldı. Haftalarca serum kullanıldı ki, zaten zayıf olan bünyesi bu operasyonu kaldırabilsin. Kısırlaştıktan sonra yaralar yine kapandı ama kan kesilmedi. Kanamanın şekli değişmişti, çizgi olarak dışkısının iki tarafında kan vardı. Bunu fark edince anal keselerde de sorun olduğunu anladık. Daha sonra da bunun nedeninin anal keselerinde kist oluşması olduğunu öğrendik. Uzun süren ishallerden veya kabızlıktan sonra anal keselerde kistleşmeler olabiliyormuş. Hiç sinyal vermemişti, oysa anal keseleri dolan kediler kızak hareketi denilen popolarını yere sürtme hareketini yaparlar. Üstelik bazı veterinerler anal keselerini elle de kontrol etmişti ama sorun olmadığını söylemişlerdi. Artık anal keselerindeki sıvılar iltihaplanıp kistleşince sinyal vermezmiş. Neko’nun anal kesesindeki kistler o kadar şişmişler ki dışkısı makatından çıkarken bu kistlerin baskısıyla bağırsak çeperine sürtüyor, zaten zayıf olan bağırsağın kılcal damarlarını çiziyor ve kanamaya yol açıyordu. Operasyonla bu kistler alındı. Tekrarlamaması için tedavi gördü.

 7 ay sonra Neko’nun hastalığı, hastalığının nedeni bulunmuş ve tedavi edilmişti. Fakat kızım tam gelişemedi, 4 aylık bir kedinin boyutlarında kaldı. Onu görenler yavru kedi sanıyor, oysa kızım 2 yaşına geliyor. Gelişip büyüyeceği 0-1 yaş zamanını kanlı ishali ile geçirmişti. Onu bulduğumda 1 aylık yavru sanmıştım ama süt dişeri ile gerçek dişlerinin iç içe olduğunu görünce 4 aylık olduğunu anlamıştım. Minyon kızım benim. Olsun, önemli olan şu an benden bile sağlıklı olması. Bonzai kedim o benim. Birbirimize verdiğimiz sözü tuttuk, o da ben de yılmadık. Şimdi göz göze diz dize bir şekilde yaşıyoruz. Bir bebek gibi bana düşkündür. Öksürsem, hapşırsam koşarak kucağıma atlar ve iyi miyim diye kontrol eder. Evde bir şeye kızıp bağırsam hemen kucağıma koşup patileriyle bana masaj yapar, sakinleştirir. Yanımdan asla ayrılmaz, banyoya girdiğimde bile kapının önünde nöbet tutar. Benimle yatar, benimle kalkar. Bana çok düşkündür. Ben de ona, o benim mucize kızım… Umarım içinde sitenize faydalı olacak bilgiler bulabilirsiniz.

Sevgilerimle…

Ayrıca bkz:

  1. Kedilerde Bağırsak Sorunları
  2. Kedilerde Bağırsak Hastalıkları -2

Paylaşmak önemsemektir!

Share

25 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.